Gebze Havzası’nda örgütsüzlük ölüm getiriyor



Flormar direnişinden yola çıkan İSİG Meclisi Gebze Havzası’nda 2013-2018 yılları arasında çoğunluğu sendikasız 94 işçinin iş cinayetlerinde katledildiklerini açıkladı


İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi, Gebze Havzasında yaşanan iş cinayetleri ve bu cinayetlerle sendikalaşma oranı arasındaki dolaysız ilişkiyi irdelediği bir rapor hazırladı. Petrol-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan Flormar işçilerinin direnişinden, sendikalaşma çabalarının işçi kıyımı saldırısıyla yanıtlamasından yola çıkılarak hazırlanan raporda, 1 Ocak 2013 ila 30 Nisan 2018 tarihleri arasında en az 94 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği ve bu işçilerin sadece altısının (yüzde 6) sendikalı, 88’ininse sendikasız olduğunun altını çizdi.

Flormar’da işçilerin 5 ay önce Petrol-İş’e üye oldukları ve sendikanın çoğunluğu sağlayarak Bakanlık’tan yetki almasından sonra işçi kıyımının başladığı ve şu anda 115 işçinin işine son verildiği hatırlatılarak başlayan rapor, aynı zamanda patronların direniş karşısındaki tutumuna da değinerek devam ediyor.

Fabrikada çalışan işçilerle direnişçiler arasında örülen duvarlara, brandayla çekilen perdelere ve selam veren işçilerin bile tüm haklarının gasbedilerek işten atılması anlamına gelen 25/2’den atıldıklarına değinilen raporda 1 Ocak 2013 ila 30 Nisan 2018 tarihleri arasında Gebze’de yaşanan iş cinayetleri şu şekilde anlatılıyor:

Gebze Havzası’nda iş cinayetleri…

Yüzde 92’sini ulusal ve yerel basından; yüzde 8’ini ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri ve sendikalardan öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla Gebze Havzası’nda 1 Ocak 2013 ila 30 Nisan 2018 tarihleri arasında en az 94 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi…

ILO ve WHO verilerine göre 1 “iş kazası sonucu ölüm” karşılığında yaklaşık 6 “meslek hastalığı sonucu ölüm” olmaktadır. Bu dönemde Gebze Havzası’nda 600’e yakın işçinin meslek hastalıklarından dolayı ölmüş olabileceği öngörülmektedir. Ancak bu hususta hiçbir bilgi bulunmamaktadır…

Raporumuzda Gebze Havzası ibaresini kullandık. Bundan kastımız Gebze, Çayırova ve Darıca ilçeleridir. Gerek bir işçi havzası olarak bir bütün olması gerekse Çayırova ve Darıca’nın 10 sene evveline kadar Gebze’nin bir parçası olması nedeniyle raporumuzda böyle bir yöntem izlenmiştir.

Elimize ulaşan bilgiler ışığında 2013 yılında en az 4, 2014 yılında en az 17, 2015 yılında en az 19, 2016 yılında en az 18, 2017 yılında en az 28 ve 2018 yılının ilk dört ayında en az 8 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi…

• 94 emekçinin 88’i ücretli (işçi ve memur), 6’sı kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor. Yani Gebze Havzası tam bir işçi kenti…

• Ölenlerin 5’i kadın işçi, 89’u erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tekstil ve atık toplama işkollarında gerçekleşti…

• 8 mülteci/göçmen işçi yaşamını yitirdi. Mülteci/göçmen işçilerin beşi Gürcü, ikisi Suriyeli ve biri Azeri…

• Bu dönemde 4 çocuk işçi can verdi. Çocukların ikisi inşaat işçisi, biri damacana su satış işçisi ve birisi de amatör futbolcuydu…

• Ölümler en çok inşaat, taşımacılık, metal, ticaret/büro, ağaç/kâğıt, belediye/genel işler, gıda, kimya ve tekstil işkollarında gerçekleşti. OHAL sonrası iş cinayetlerinde artış gözüküyor…

• En fazla ölüm nedeni ezilme/göçük, yüksekten düşme ve trafik/servis kazası. Oysa çok basit önlemlerle bu nedenli ölümlerin hepsi önlenebilir…

• Bu döneme baktığımızda Kocaeli şehri içinde gerçekleşen iş cinayetlerinin yüzde 28’i Gebze Havzası’nda yaşanmıştır. Yani bir işçi havzasıdır, çok fazla işçi ölümü yaşanmaktadır ve bu yüzden işçiler örgütlenmek zorundadır…

Son sözümüzü söyleyelim: Ölenlerin 6’sı (yüzde 6) sendikalı işçi, 88 işçi ise (yüzde 94) sendikasız. Sendikalı işçilerin ikisi metal, ikisi taşımacılık, biri kimya ve biri büro işkollarında çalışıyordu. Genel olarak diyebiliriz ki Gebze Havzası’nda sendikasız çalışmak ölüm demektir. Tam da bu yüzden Flormar işçileri can güvenlikleri için de örgütleniyorlar…

Ayrıca Kontrol Et

Öyle Bir Kavşaktayız Ki!..

Halkın öfkesi her seferinde sandıkta eritilmiş olsa da yorgunluk ve yılgınlık ağır bassa da bir şey yapmalı. Hasan Hüseyin Korkmazgil ne güzel de söylemiş “Korka korka yaşamak ne!..”