Flormar direnişine yolunuz düşsün…



Sendikalaştıkları için işten atılan ve gelinen noktada sayıları 120’ye ulaşan Flormar işçilerinin kararlı ve coşkulu direnişi 15. gününde


Petrol-İş Sendikası’nda örgütlendikleri için işten atılan ve gelinen noktada sayıları 120’ye ulaşan Flormar işçilerinin direnişi, coşku ve kararlılığından bir şey kaybetmeksizin 15. gününde devam ediyor.

Sabah vardiyasıyla birlikte başlayan direniş,  çoğunluğu kadınlardan oluşan direnişçilerin coşkusuyla hiç düşmeyen bir tempoda günü tamamlıyor. İçerde çalışan arkadaşlarına, bölgedeki fabrikalara ve yoldan geçen araçlara-insanlara seslerini ve neşelerini taşımak için sürekli bir devinim içinde Flormar işçileri.

Haklılıklarını bilmenin güveni ve kazanma inancı var bu devinimde…

İçlerinde fabrikanın kurulduğu 14 yıl önce işe başlayan da var, 2 yıldır burada çalışan da…

Dört çocuklu anneler, bekar genç kadınlar, eşleri de kendileri gibi işçi olan erkek işçiler…

 

Ağırlıklı olarak muhafazakar bir kültüre sahip olan işçiler, bu kültürün yarattığı/yaratabileceği tüm iç ve çevresel engelleri kırarak orada bulunuyorlar. “Eşin nasıl karşılıyor direnişi?” diye sorduğumuz bir kadın işçi, “Valla hiç bahsetmiyoruz. Sabah kalkıp, bir şey demeden buraya geliyorum. O da işçi sonuçta, ne yaptığımı biliyor. İçine sinmese de bahsini açmayarak fiilen onaylıyor” diye yanıtlıyor.

Bir diğeri “Dört çocuğum var, ikisi ikiz… Bazen ‘ben ne biçim anneyim’ diye düşünüyorum. Ama burada da emeğim var ve haksız yere bu gasbedilmeye çalışılıyor’ diye düşününce bu sorgulamadan vazgeçiyorum. Ev almıştık. Ben zaten eşime destek için çalışmaya başlamıştım. Şimdi kredi borçları bizi biraz zorlayacak gibi. Ama ne olursa olsun kendi aramızda bir ağ oluşturarak bu süreci de atlatacağız” diye belirtiyor.

Bir başkası “belki de aylar sürecek, ama bir şekilde bu haksızlığın üstesinden gelmeliyiz” diye vurguluyor.

İşçilerin çoğu işçi çocuğu, kurdukları aileler de işçi aileleri…

Kredilere bağlanmış hayatlar tüm direnişlerde olduğu gibi bu direnişte de her biri için özel bir kaygı yaratıyor belli ki… Ama buna rağmen uğradıkları haksızlığa , ‘anayasal bir hak’ denilen sendikal örgütlenme hakkının bu kadar pervasızca gasbedilmiş olmasına karşı öfkeleri bu kaygılardan daha büyük.

İşçilerin üretim alanı içinde sınıfsal çıkarlar temelinde nasıl kardeşleştiklerinin güzel bir örneği Flormar. Muhafazakarı-solcusu, Kürdü-Karadenizlisi hepsi uyumlu bir bütün oluşturuyor. “Aranızda bölgesel, etnik farklılıklar konusunda nasıl bir ilişki var?” diye sorduğumuzda heyecanla, “Bizde öyle ayrımlar hiç olmadı. Fabrikada kardeş gibiydik, burda da öyleyiz, hepimiz işçiyiz sonuçta” diye yanıtlıyorlar hep bir ağızdan.

İşçiler fabrikadaki çalışma rejimine duydukları öfkeyi dile getirirken vücut dilleri değişiyor adeta… “Bizi sürekli baskılıyorlardı. ‘Şu kadar ürün üreteceksiniz’ diye… Katı bir denetim vardı. Şimdi taşeron işçilerle ne yapıyorlar Allah bilir” diye belirtiyorlar. Bir de acı acı gülümseyerek fabrikadaki bu disiplinin kendi arkadaşlarının vardiya amiri olmalarıyla daha da katılaştığını ekliyorlar. “İçimizden çıkanlar daha bir patroncu oldu” sözleriyle bu öfkelerini özetliyorlar.

Patronun habire işçi attığını, içerdeki boşluğu taşeronla doldurduğunu belirttiklerinde, “taşeron olarak çalışan işçileri uyarmadınız mı hiç?” diye sorunca, “Elbette uyardık, ama çalışmak zorundayız dediler” şeklinde yanıtlıyorlar.

Flormar’ın ya da Yves Rocher’in satış mağazaları önünde eylemler yapıp yapmadıklarını sorduğumuzda, “Biz her şeye açığız, her yere gideriz” diyorlar.

Flormar direnişinin kamuoyunda nasıl bir etki yarattığını anlattığımızda yüzleri aydınlanıyor işçilerin, daha bir güzelleşiyorlar.

Bu etkinin devleti de epey rahatsız ettiğini, sendika temsilcisinin Kaymakamlığa çağrılmış olmasını öğrendiğimizde anlıyoruz. Öğrendiğimiz kadarıyla Valilik de “ne zaman biter?” diye sordurmuş kaymakamlığa. Bu açıdan da direnişle destek ve dayanışmanın önemi dünle kıyaslanmayacak bir nitelik kazanmış durumda.

OHAL koşullarını tepe tepe kullanan patron cephesindense henüz bir görüşme yönelimi oluşmuş değil. Bunun böyle gidemeyeceğiniyse en iyi işçiler biliyor.

Fabrikada çalışan arkadaşlarının bu koşullarda çalışmakta gönülsüz olduklarını, birçoğunun aslında işi bırakmak istediğini gururla anlatıyorlar. Sendikaya üye işçilerin özel bir baskıya maruz kaldıklarını, kendilerine el sallayan iki işçinin daha yeni işten atıldıklarını, bunun devam edeceğini düşündüklerini belirtiyorlar. “Nereye kadar?” diye ekleyerek…

Çevre fabrikalarda çalışan işçiler de onları hiç yalnız bırakmıyor. Bazısı sabah vardiyadan çıkmış, bazısı öğlen vardiyasında birkaç kilometrelik yolu hızlı yürüyüşle aşıp, onların yanına gelmiş ve bulduğu bir araçla fabrikasına dönüyor. Gebze Organize’de kendiliğinden organize olan bir sınıf dayanışması var.

Flormar direnişi renkli, canlı, dinamik aurasıyla kendisiyle ilişkilenen herkesi kendisine bağlıyor.

Ayrıca Kontrol Et

Atılan Adım, Harcanan Soluk Boşa Gider mi?

Her soluğun ve her adımın karşı konulmaz bir dönüştürücü gücü vardır. Yeter ki, biz sesimizi esirgemeyelim. Önce tüm samimiyetimizle ve bilincimizle kendimize seslenelim.