Şehir Hastaneleri bize ölüm vadediyor!



Erdoğan’ın Şehir Hastaneleri için “müşterisi inşallah daha çok artacak” diyerek bize hastalık dilemesi (!) konusunda söylenecek çok söz var


Burjuva siyaset, söylemini, hamaset üzerine kurar. Bu gerçek hemen tüm partiler, siyasetçiler için böyledir. Ama kendi miadını tamamlamış ve artık patinaj yaparak geriye doğru kaymaya başlayanlar için bu eşik de aşılır. Artık boş nutukların, karşılıksız çek gibi dağıtılan uçuk vaatlerin dillendirilmesine bile mecal kalmaz. Dillendirilse bile bunların gerçekle olan bağlantısı tümüyle kopar. Hamaset, aleni yalanlarla birleşir.

Geleceğe dönük belli bir karşılığı olan vaatler değil, o zamana kadar yapılıp edilenler sayılıp dökülür. Geçmişinde yaşayan bir çeşit bunama hali başlar. Geçmiş bile yeniden yazılmaya çalışılır. Yalan, yanlış ve özensizce…

Bu bir çeşit hezeyan halidir. Konumunun sarsılmışlığını hatta geriye doğru çözülmüşlüğünü bilmenin hezeyanı… Tayyip Erdoğan’ın seçim meydanlarındaki prompterli nutuklarında çizdiği performans, bu özellikleriyle kendisi açısından oldukça dramatik bir tablo sunuyor.

Erdoğan artık kendisinin kurgulayıp, giderek inandığı ama inandırıcılığı olup olmadığını düşünmediği bir söz yığınıyla konuşuyor. Kendileri hükümet olmadan önce köpeklerle çekilen ambulanslardan bahsediyor, daha doğmadan kendisini ilkokula yollayıp kalabalık sınıflarda okuduğu kurguları üretiyor, Özal’ın pratiğini komünistlere yüklüyor, kısacası akı kara karayı ak yapıyor…

Bir çeşit iktidar zehirlenmesi ve “ne dersem gider” anlamına gelen bir bozulmayı ifade eden bu hal, en nihayetinde çıkışsızlığı, tükenmişliği, köhnemişliği ifade ediyor.

“Millet Kıraathaneleri, kekler çaylar, ne güzel değil mi, size de bu yakışır, biz bunlara kafa yoruyoruz” sözleri bile bir toplumsal tahayyülü ifade etse de (Menderes ya da öncesinde Milli Şef döneminin  faşist toplumsal örgütlenme ağları olarak kullanılan örgütlenmeler hatırlansın!)  asıl olarak güdüklüğüyle insanda dönüp dönüp “tükenmişliğin itirafı” duygusu yaratıyor.

Erdoğan, tükenmişlikle iktidar zehirlenmesinin harmanı olan bu takatsizliğinin, vaatsizlik ve müflis bakkal misali defter karıştırıp durma halini resmederken, söyleminin baş sıralarına da “Şehir Hastaneleri” efsanesi konduruyor.

Son zamanlarda gerek havuz medyasının gerekse meydanlardaki nutukların konularından birinin bu hastaneler olduğu ortada. AKP’nin ideolojik ikizi Yeni Şafak bu hastaneleri “Türkiye’nin son yıllarda en büyük ilerleme kaydettiği alanlardan biri olarak” takdim ediyor. Üstüne bir de, “41 kere maşallah” diyerek bunları pazarlıyor.

AKP’nin iktidara geldiği yıllarda en fazla öne çıkardığı konulardan biri, “sağlık sisteminde devrimsel dönüşümler” yaratacağıydı. Yaratılacağı vadedilen o sistem ilk yıllarda ciddi bir yanılsamaya da neden olmuş, toplumsal desteğini pekiştirmesini sağlamıştı. Fakat sonuçta gelinen noktanın ne olduğunu hep birlikte yaşayıp, görüyoruz: Ticarethane gibi işletilen hastaneler, müşteri haline getirilmiş hastalar, performansa bağlanarak tüm mesleki anlamlarından soyundurulmuş doktorlar, taşeron ağıyla köleleştirilmiş sağlık çalışanları, atılan her adım için yapılan ödemeler, ödemeler…

Kısacası iflas etmiş bir sağlık sisteminin yerine kondurulan piyasacı vampirlik!

Yeni Şafak’ın “41 kere maşallah” diyerek takdim ettiği, öve öve bitiremediği bu şehir hastaneleri efsanesiyse; sağlık gibi temel bir toplumsal ihtiyacın tamamen metalaştırılması, devletin özel şirketlerin kiracısı haline gelmesi, temel sağlık araç gerekleri de dahil hemen tüm hizmetleri onlardan satın alması anlamına geliyor.

Tayyip Erdoğan işi daha ileri götürerek görkemleri karşısında gözlerinin yaşardığını belirttiği bu hastaneler için müşteri bulacakları gibi absürt ötesi “vaatlerle” sağlık sistemindeki piyasalaşmanın geldiği boyutu çarpıcı bir şekilde adeta teşhir ediyor.

Bir siyasetçinin “size hastalık vadediyorum, hastalık satarak bu hastanelerin ortağı olan özel şirketlerin borcunu ödeyeceğim” mealine gelen böylesine absürt bir “vaat” dillendirmiş olması için gerçekten en hafifinden bunamış olması gerekiyor. İktidar zehirlenmesinin, iktidarın kaybedilme korkusuyla birleşip iflah olmaz bir akıl sağlığına dönüşmüş olması…

Pazarlaya pazarlaya bitiremedikleri o şehir hastanelerinde devlet, ne anlama geldiği bile belli olamayan bir “koordinasyonculuk” noktasına çekiliyor. Kendisi bizim vergilerimizden keserek biriktirdikleriyle patronların müşterisi olurken, bizi de bu hastanelerin müşterisi yapmak için çırpınan bir pazarlamacıya dönüşüyor. Elindeki tüm hastaneleri elden çıkarmaya çalışan bir kelepirciye…

Sadece Ankara’da Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri’nin açılmasıyla birlikte kapatılması planlanan 13 hastanenin birçok branşta Türkiye’nin “en iyi 100 hastanesi” arasında yer aldığını hatırlatmamız bile bu konuda yeterince uyarıcı olsa gerek…

Yine devlet hastanelerinin yatak kapasitelerinin adeta dondurularak, talebi karşılayamaz hale getirilmeleri, tıbbi cihazlarının ısrarla yenilenmemesi, dayatılan “ya devlet ya yazıhane” ikilemi nedeniyle alanında uzman pekçok hekimin özel hastanelere geçiş yapmasının dayatılması ve daha sayacağımız pekçok örnekle devletin bizi o Şehir Hastanelerinin müşterisi olmaya nasıl zorladığını anlamamız güç olmayacaktır.  (Daha fazla bilgi için TTB’nin web sayfasını ziyaret etmelisiniz)

Yeni Şafak’ın “vatandaş memnuniyetinin zirve yaptığı sağlıktaki dönüşüm” sözleriyle pazarladığı bu dönüşümün ilk sonuçları bunlar… Şimdi bu vampir piyasacılığın en çıplak halleriyle karşı karşıya kalacağız. Hastaneye adım atar atmaz ödenecek sayısız katkı payıyla, kapatılan devlet hastaneleriyle, bunların yerine giderek merkezileşip-tekelleşecek özel hastanelerle Erdoğan’ın pazarladığı müşteriler olmamız dayatılacak.

Elbette paramız varsa…

Yoksa bizim için gösterilen adres hastane değil mezarlık olacaktır. Bundan emin olabilirsiniz. İnanmazsanız Şehir Hastaneleri modelinin babası olan İngiltere’deki sağlık sistemine bakın. Sağlığın tatlı karlar yapılan önemli bir sektöre dönüştürüldüğü, hizmetlere ulaşmanın hayli zor olduğu, ulaşabilenin soyup soğana çevrildiği, ulaşamayanın tedavi edilebilecekken mezara yollandığı İngiltere’ye…

Erdoğan 30 büyük şehre daha Şehir Hastanesi kuracakları “vaadi” ve “müşterisi inşallah daha çok artacak” diyerek bize hastalık dilemesi (!) konusunda söylenecek çok söz var.

AKP’li hükümet döneminde olup bitenler bunu zaten anlatıyor. Sağlığın bundan sonra daha acımasız şekilde piyasalaştırılmasının sonuçlarını yaşayıp-görmeyelim ama…

“Bu vaatlere karnımız tok” diyerek, iktidar zehirlenmesiyle bunamış bu köhne düzeni sarsalım, hak ettiği yere yollayalım!

Bize “hastalık” vadedenlerin, insan sağlığını bir metaya dönüştürenlerin bu hoyratlıklarını yerlerine ne koyacağımıza karar vereceğimiz bir toplumsal uyanışın vesilesi yapalım!

Ayrıca Kontrol Et

Gece Kulübü’ndeki İşçi Katliamı Davası Bugün Görülüyor

Beşiktaş'ta Masquerade isimli gece kulübünde yapılan tadilat sırasında alınmayan önlemler, yapılmayan denetimler yüzünden yaşanan ve 29 işçinin ölümüne neden olan yangına ilişkin davanın ilk duruşması bugün Silivri’de görülüyor. Duruşma öncesinde patronların işçi ailelerine şikayetlerinden vazgeçmelerini “telkin” ettikleri öğrenildi