Çakıcı zaten dışarıda ve devletin tepesinde



Hakkında verilen süresiz sağlık raporuyla cezaevini Alaattin Çakıcı için zaten eve-dışarıya dönüştürmüşler!


24 Haziran seçimleriyle birlikte son çivisi de çakılan faşizmin führerci biçiminin açılışı SS namlı (Süleyman Soylu) ve kontra-çete artığı Alaattin Çakıcı tarafından yapıldı. Her ikisinin çıkışı da inşa edilen rejimin-devletin suretini ele veriyor, geleceğe dair önemli veriler sunuyor.

Seçimlerden hemen önce devletle gerçekten özdeşleşen Devlet Bahçeli tarafından “vatan sevdalılarına af” denilerek gündemleştirilen faşist çete artıklarının salıverilmesi şimdilik fiili bir gerçeğe dönüşmedi. Fakat gerek içerden dışarıya saldıkları tehditler gerek bizzat Erdoğan’ı hedefe çakan hakaret dolu açıklamalarından da anlaşılıyor ki bedenleri içerde olsa da fikir ve varlıklarıyla dışardalar, hem de devletin tepesine çöreklenmiş durumdalar.

Çakıcı gibi bir çete artığının aslında içerde olmadığı gerçeğinin sadece mecazi olmadığını da son haberlerden öğrenmiş olduk.

Basına yansıyan bilgilere göre Çakıcı hakkında verilen süresiz sağlık raporuyla cezaevini onun için zaten eve-dışarıya dönüştürmüşler.

Hürriyet’in haberine göre 22 Haziran tarihli raporda, Kırıkkale İl Sağlık Müdürü Feramiş Ender Güngüneş ve Yüksek İhtisas Hastanesi Başhekimi Tekin Akça ile altı ayrı uzman doktorun imzası var.

Raporda, Çakıcı’da 16 farklı türde hastalığın olduğu, altısının ölümcül risk taşıdığı ifade edildi.

Raporda şöyle dendi: “Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü derecedeki akrabaları ve yakın arkadaşları ile haftanın 7 günü saat 09.00 ile 20.00 arasında hem sağlığı hem morali aynı zamanda helalleşme açısından bu zaman dilimleri arasında, istediği isimlerle, kişi, sayı adeti koymadan, kendisi için bu ziyaretler hastalıklarının kontrol edilebilmesi için ve morali açısından yeniden hayata bağlayabilir.”

Çakıcı, şu an Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde tedavi görüyor.

Ayrıca Kontrol Et

Kadın sorunu: Hem çok eski hem çok yeni hem de çok uzun bir yol -III

Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan bir yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır.