Binali Yıldırım’dan da İMF anlaşması peşrevi



AA’ya konuşan ve ekonomiden-siyasete kadar pek çok konuda tespitler yapan Binali Yıldırım da önümüzdeki günlerin İMF’li günler olacağını ve daha koyu bir siyasal zorbalıkla ilerleyeceğini ilan etmiş oldu


AA Editör Masası’nda konuşan ve pek çok konuda tespitlerde bulunan Yıldırım bunların başına da başkanlık rejimine övgüler dizmeyi koydu. Sistemin ne kadar demokratik olduğundan, parlamentoya eskisinden daha fazla yetki sunulduğundan dem vurdu. O parlamentonun ömrünün partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir kararnamesine baktığından bahsetmedi tabi…

AKP’nin seçimde yaşadığı ciddi oy kayıplarından, Tayyip Erdoğan’ın ne kadar çalışkan ve duyarlı olduğuna, OHAL’den kendi konumuna ve daha başka pek çok başlıkta açıklamalar yapan Yıldırım’ın en canalıcı açıklamalarıysa ciddi bir krize doğru sürüklenen ekonomiye ilişkin düşündükleri önlemlerin ipuçlarını vermek oldu.

Yıldırım da son zamanlarda AKP cenahından ardı ardına yapılan açıklamalarla aynı telden çaldı. Söylediği her şey önümüzdeki dönemde işçi ve emekçileri nasıl bir ekonomik-sosyal yıkımın beklediğinin habercisi oldu.

Dün Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek (uluslararası sermaye açısından neoliberal vampirliğin garantisi görülen isimlerden biri) orta vadeli perspektiften bahsedip, ekonomideki devasa açıkların “dış kaynakla” takviye edilebileceğini “müjdelemişti”.

Bugün de tüccarlıktan Başbakanlığa yükselen Binali Yıldırım tam bir tüccar hesaplamasıyla ekonomideki sorunlara çarenin formülünü verdi. Yıldırım’ın sunduğu formül de bir İMF reçetesinin dolaylı ifadesiydi.

Türkiye ekonomisinin açıkla büyüdüğünü, bu açığın temel nedenlerinden birinin petrole bağımlılık ve enerji açığı olduğunu, çift açıkla büyüyen ekonominin bu şekilde devam edeceğini, açığımız olmasın demenin Türkiye’de imkansız olduğunu, o zaman büyümekten bahsetmemek gerektiğini belirten Yıldırım, hemen ardından, “Kontrol edebildiğiniz müddetçe tabii ki dış kaynak kullanarak hedeflediğiniz noktaya getireceksiniz. 15 yıldır bunu yapıyoruz. Yaparken şuna dikkat edeceğiz, bütçemiz kısıtlı olduğu için dış kaynağı daha çok kullanacağız. Yap-işlet-devret modellerini daha çok kullanacağız. Buradan artan kısımları da sosyal projelere harcayacağız” dedi.

Dış borca yükleneceklerini fakat bütçeyi verimli şekilde kullanmayı esas alacaklarını, bu verimlilikten de esas olarak işçi ve emekçiler lehine olan her şeyden vazgeçmeyi anladıklarını, yap-işlet-devret denilen modelin tam gaz süreceğini, onun ödenmesinin de yine emekçilerin sırtına basılarak yapılacağını ele veren bu açıklamalar, Yıldırım’ın da önden bir İMF ya da benzer anlaşmanın peşrevini çektiğini gösteriyor.

Önümüzdeki günlerin biz işçi ve emekçiler açısından “daha kara günler olacağını” satır aralarındaki vurgularla ilan etmiş oluyor.

OHAL’siz OHAL düzenlemeleri yapacaklar

Yıldırım’ın OHAL’le ilgili açıklamaları da oldukça manidardı. Pazartesi günü kabine açıklandıktan sonra OHAL’in de biteceğini belirten Yıldırım hemen ardından yarın yayınlanacağını haber verdiği bir KHK’yla “terörle mücadele” dedikleri konuda OHAL’siz OHAL’in nasıl uygulanacağına ilişkin düzenlemeler yapılacağını da söylemiş oldu: “Yeni kabine pazartesi açıklanacak ve OHAL de böylece tamamlanmış olacak. OHAL kalktığında terörle mücadelenin zafiyete uğramaması için ihtiyaç olan düzenlemeler yer alacak. Yarın son kanun hükmünde kararnameyi yayınlayacağız.

Bunun ne anlama geleceğini biliyoruz. Ekonomik krizi bahanesiyle grev yasağı, “darbecilik”-“bölücülük” ya da “yıkıcılık” ambalajıyla tüm direniş dinamiklerine dönük daha ağır baskı ve sindirme politikaları, daha kapsamlı bir ekonomik-sosyal yıkıma hazır olun demektir tüm söylediklerinin meali…

Ekonomiden siyasete kadar aklımıza gelebilecek her alanda nasıl bir saldırganlık içinde olacaklarını “uzlaşma kültüründen” dem vurarak perdelemeye çalışsa da Yıldırım önümüzdeki günlerin geçmişteki kara günlerden daha kara günler olacağını ilan etmiş oldu.

Ayrıca Kontrol Et

Sonuna Kadar Gitme Zorunluluğu

Öz savunma her şeyden önce bir bilinçtir. Karşı karşıya olunan saldırının kaynağını doğru tanımlama, onu tepeden tırnağa kavrama bilincidir. Sadece bedeni değil ruhu, kişiliği ve geleceği savunma eylemidir; hayatın her alanında savaşan Kürt halkının direniş ve hesap sorma geleneğinin sürdürülmesidir