“Bir inşaat alanında jandarmalar akrepler işçiyle beraber olabilir mi?”



3. Havalimanı Direnişi’nde gözaltına alınıp bırakılan bir işçiyle İnşaat İşçileri Sendikası’nın gerçekleştirdiği röportajı yayınlıyoruz


İnşaat İşçileri Sendikası 3. Havalimanı Direnişi’nde gözaltına alınan ve ertesi gün bırakılan bir işçiyle gerçekleştirdikleri röportajı yayınladı.

Sendika’dan Ozan Zöngür‘le röportaj yapan işçi, havalimanındaki direniş, gözaltı ve yeniden işbaşı yaptıktan sonraki süreçleri anlattı. İnşaatın başladığı günden beri süregelen baskıyı, 3. Havalimanı şantiyesindeki kölece yaşam şartlarını ve polis ile jandarmanın işçilere yönelik saldırganlığını yeniden teşhir etti.

İnşaat-İş’in web sitesinden yayınladığı röportajı aynen yayınlıyoruz:

İnşaat-İş: 3. Havalimanı direnişinin ilk başlama anı hakkında bilgi verir misiniz?

 

İşçi: Sabah uyandık, yemekhane gittik. Yemekhane dışına çıktığımızda bir baktım etrafta insanlar toplanmış. Herkes ‘Yönetim istifa!’ diye slogan atıyor, hakkını arıyordu. Servisler geç geldiği için uzun kuyruklar oluşuyordu. Saat 08.00’de işbaşı yapmayanın yevmiyesi kesilecek diyordu patronlar. Örneğin öğlen 1 saat molan var ama vaktinin hepsi kuyrukta geçiyordu. Kimi işçi maaşını geç alıyordu. 2-3 aylık maaşları içerde olanlar vardı. İnsanlar da buna tepki duyuyordu. Sonra olaylar büyüdü. Kimi işçi katılıyordu kimi kenarda izliyordu. Protestolar sırasında araçların hareket etmesine izin verilmedi. Kimi işe giden işçiler de geri döndü geldi. Sabah işçilerin taleplerinin olduğu liste İGA’ya verildi. Sonra işçiler yürüyüşe başladı.

 

Sabah İGA’ya liste verilmişti. Sonra Jandarmalar, polis geldi. Onlar gelince olay iyice büyüdü. Gaz bombaları attılar üstümüze. Olaylar biraz durulunca akşam yeniden toplanıldı. Akşam yemekten sonra patronlar, general gelip toplantı yapmak istedi.  Biz taleplerin kabul edilmesini istedik, bir de gündüz bir işçi arkadaşımızı gözaltına aldılar, onun serbest bırakılmasını istedik.  Onlar ‘elimizden geleni yapacağız’ falan dediler. Kimi dedi ‘evet’, bazıları da ‘hayır’ dedi. Çünkü biz bu listeyi kabul edeceklerse şimdi kabul etmelerini istiyorduk. İşçileri tek tek görüşmeye çağırıyorlardı gelin görüşelim diyorlardı. Biz gitmedik. Çünkü kandırmak için çağırıyorlardı. Sonra yürüyüşle kapıya doğru gittik ve gözaltındaki işçiyi aldık.

 

İnşaat-İş: Baskın anında ve gözaltında neler yaşandı?

 

İşçi: Sigara içmek için dışarı çıktım. Ne var ne yok diye bakayım diye. Baktık servis araçları var içi asker dolu. Operasyon olacak diye düşündük. Gece baskın yapacaklar dedik. Gece 12-1’e kadar uyumadım. Gece gözümüzü kapattık bir de baktık operasyon oluyor. Kimi koğuşların kapısını kırdılar. ‘Kalkın, kimliklerinizi verin’ diye bağırıyorlardı. İşyeri kimliği olmayanların çoğunu gözaltına aldılar. Bize ‘Aşağı inin, sicilinize bakacağız’ dediler. İnsanlar da üstlerindekilerle, o soğukta aşağı indi. Sonra bunları böylece gözaltına aldılar. İnşaat içindeki jandarma karakolunda tuttular.  500-600 işçi aldılar. Ben de gözaltına alındım. Ellerimizi kelepçelediler. Hepimizin tek tek fotoğrafını çektiler. Sonra bizi Maslak İlçe Jandarma’ya götürdüler. İki kişilik hücreye 15 kişi koydular bizi. Bize iki ufak sandviç ve 1 L su verdiler. ‘Bunlar hem öğle yemeğiniz hem akşam yemeğiniz’ dediler. Akşama kadar böyle idare ettik.

 

Bir sefer doktor geldi. Bize doktora çıktıktan sonra serbest kalacağımız söylendi. Doktorun yanına gittik. ‘Bir şeyin var mı?’ diye sordu. ‘Yok’ dedim. Muayene etmeden direkt ‘gidin, sıradaki gelsin’ dedi. Doktor muayenesinden sonra serbest bırakmadılar.

 

Akşam oldu, yemek ve sigara istedik ama vermediler. Biz tepki gösterip ‘Suçumuz yok, serbest bırakın’ diye kapılara vurunca ‘sizi devlet malına zarar vermekten içeri atarız’ diye tehdit ettiler. Sonra parmak izine götürdüler. Burada da ‘serbest kalacaksınız’ dediler ama yine bırakmadılar. Bizi gece 02:00 gibi serbest bıraktılar. Gözaltından çıkar çıkmaz işyeri servislerine bindirilip havaalanına götürüldük. Kimimizi sabah bıraktılar.

 

Gözaltındayken ordaki askerlere dedim, ‘Herkes hakkını savunuyor, eğer sen de paranı alamazsan ne yapardın? Aramaz mıydın hakkını?’

 

İnşaat-İş: İşçilerin şu anda durumu nasıl, psikolojileri nasıl?

 

İşçi: Herkes korkmuş durumda. O nedenle kimse sesini çıkartamıyor. Aslında hepsi şikayetçi yaşananlardan ama ellerinden bir şey gelmiyor.

 

Bir inşaat alanında jandarma olabilir mi işçiyle beraber? Akrepler işçilerin arasında. Bu olabilir mi?

 

Gözaltı sırasında dayak yiyen bir işçi vardı. Darp etmişler onu. Ama adam ‘burada kurulu düzenim var, bırakıp nereye gideceğim, nasıl yeniden düzen kuracağım diyor. O nedenle sabrediyorum bir şey diyemiyorum’ diyor.

 

İnşaat-İş: İGA sürekli olarak koşulların düzeltildiğini, birçok şeyin hallolduğunu söylüyor. Sorunlar halloldu mu gerçekten?

 

İşçi: Şantiyenin içi jandarma dolu… En son kırdıkları kapıları gördük çöpte, onları değiştirdiler. Ama tahta kuruları var yine (Kollarını gösteriyor. Kollarında tahta kurularının neden olduğu yaralar var). Her tarafım kaşınıyor. Gece uyuyamıyoruz. İşten çıkmayı düşünüyorum çünkü tahta kurularına dayanamıyorum artık. Üstelik bize asgarileri yatırıyorlar gerisini zarfta veriyorlar. Zarfların ise normalde ağızları kapalı olması gerekirken, açık… Belki de kırpıyorlar bu paraları da.

 

Servislerde de sıkıntı devam ediyor. Kuyruklar oluşuyor yine. Değişen hiçbir şey yok. Düzelttik diyorlar ama yalan.

 

İnşaat-İş: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Tutuklu işçi arkadaşlarınıza bir notunuz var mı?

 

İşçi: Onlar haklarını helal etsinler. Allah razı olsun onlardan. Onlara çok çok selam söylüyorum. Elimizden bir şey gelmiyor, her yerde jandarma, polis var. Eğer bir şey yapabilseydik inanın yapardık. Bir de onlara şunu iletin: Bizden istedikleri bir şey varsa, elimizden geleni yaparız.

Ayrıca Kontrol Et

Küçük: Fiili Meşru Mücadele Yürütecek Odaklar Yaratmalıyız

1 Mayıs'ta işçi ve emekçilerin geleneksel örgütlenmelerinin çoktan dolan miadına karşı gerek sendikal gerekse siyasal alanda güven verecek, dünya gerçekliğine uygun bir militanlık ve fiili meşru mücadele hattında yürüyecek odaklar yaratmak gerektiğine dikkat çeken Alınteri yazarı Mürüvet Küçük, "Bu dönemin mücadele ruhu geri çekilmede değil, saldırıda somutlaşmaktadır. Yıllardır yaşanan geri çekilmenin yarattığı çözülme hali gücümüzü birleştirdiğimiz oranda sınıfa karşı sınıf ruhuyla yanıt verecek bir netliğe ulaşmak zorunda."