‘IŞİD Katliamları ve İnsanlığa Karşı Suçlar’ Sempozyumu yapıldı



10 Ekim Katliamı Davası Avukat Komisyonu’nun düzenlediği “IŞİD Katliamları ve İnsanlığa Karşı Suçlar” başlıklı 3 oturumlu Sempozyum dün gerçekleşti


10 Ekim Katliamı Davası Avukat Komisyonu dün, “IŞİD Katliamları ve İnsanlığa Karşı Suçlar” başlıklı 3 oturumluk bir sempozyum düzenledi. Sempozyumda IŞİD’in ortaya çıkış sürecinden bugüne ilerleyişi ve siyasi odaklarla bağları, IŞİD davalarındaki hukuksal tutum, bu tutumun arkasındaki siyasi yaklaşım tartışıldı, konu birçok boyutuyla irdelendi.

Ankara Barosu Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda yapılan sempozyumun birinci bölümde gazeteci-yazar Fehim Taştekin ve Doğu Erol ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden İhraç edilen Prof. Dr. İlhan Uzgel konuşmacı olarak katıldılar.

Sempozyumun açılış konuşmasını 10 Ekim Davası Avukat Komisyonu’ndan Av. Murat Kemal Gündüz yaptı. Gündüz, dava sürecini aktardı.

Gündüz’den sonra Ankara Barosu adına Av. Aşkın Demir kısa bir konuşma yaptı.

Prof. Dr. İlhan Uzgel konuşmasına IŞİD’in bir araç olduğuna vurgu yaparak başladı. Uzgel konuşmasının devamında IŞİD’in neden ortaya çıktığı, neden var edilmesi gerektiği, bölgesel ve uluslararası dinamiklerin neler olduğunun irdelenmesi gerektiğini kaydederek devam etti.

IŞİD kullanıldı, güçlendi ve miadı doldu

IŞİD’in 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra kurulan dünya düzeninin bozulması ve ortaya çıkan durum içinde emperyalist güçler arasındaki rekabette kullanılan bir araç olarak kullanılmasına değinen Uzgel konuşmasını, bunu çeşitli dönemlerde karşımıza çıkan bölgesel politikalarla açımlayarak sürdürdü.

Ortadoğu’daki rejimleri “Baasçı rejimler”, “rantiye devletler” ve “otokratik rejimler” olarak tanımlayan Uzgel, bu düzenlerin 2000’lerde yıkıldığı ve İslamcılara siyasetin önünün açıldığını söyledi. İslamcılarla yürünen yolun “Ilımlı İslam” projesinde hayat bulduğu ve Arap Baharı’na kadar devam ettiğini vurguladı.

Tunus’ta başlayan sürecin Mısır’da tıkandığını belirten Uzgel, “Müslüman Kardeşler IMF’yi reddetti. 2013’ten bu yana ne ‘ılımlı İslam’ ne de ‘reform’ kaldı. 2013 yılında ABD Esad’ı devirmekten vazgeçti. Ve yeni bölgesel siyasete geçerek, IŞİD’i ortaya sürdü. Bu kontrollü şiddetti ve IŞİD  siyasal İslam’ı bitirdi. Suriye’deki devletlerin müdahalesini meşrulaştırmak için IŞİD kullanıldı. Ve IŞİD güçlendi” dedi.

Kontrollü kaos siyaseti ile IŞİD’in de kullanılarak siyasal İslam’ın bitirildiğini ifade eden Uzgel, “ABD, IŞİD sayesinde elini o kadar rahatlattı ki, istediği aktörlerle çalışmaya başladı ve hiç kimse bir şey diyemedi. Orada uygulanan bütün siyasi hamleler  ‘IŞİD mi ben mi’ noktasına getirildi. Amerika maliyetsiz bir şekilde Suriye’yi Iraklaştırdı” diye konuştu.

IŞİD Türkiye’de toplumsal yaşamın içinde

Gazeteci- yazar Doğu Erdoğdu ise konuşmasına, “El-Kaide’nin Türkiye yapılanmasına bakmak gerekir” diyerek söze başladı. Erdoğdu, IŞİD’in pek çok Batı ülkesindeki gettolarda sosyal ağlar üzerinden örgütlenme yaptığını belirten Erdoğdu, Türkiye’de de bu örgütlenmenin tek başına internet ağları üzerinden değil, toplumsal-gündelik hayatın içinden gelişip, sahici bir güce dönüştüğünü ifade etti.

Erdoğdu konuşmasının devamında Adıyaman, Ankara, Adana, İstanbul ve Konya’daki IŞİD örgütlenmesini örnek gösterdi. Buralarda arkadaşlık, akrabalık yollarıyla örgütlenmeler oluştuğuna dikkat çekti.

Erdoğdu, Türkiye’deki IŞİD yapılanmasının Adıyaman dışındaki birçok yerde Suriye öncesinde geliştiğine dikkat çekti. “Bunlar cemaatlerin oluşan yapılanmalardır” dedi.

IŞİD basit bir terör olayı değildir, hafife alınmamalı

Sempozyum’a Skype üzerinden katıldı gazeteci-yazar Fehim Taştekin, “IŞİD’i basit bir terör olayı olarak adlandırmak aldatıcı olacaktır. IŞİD’in ideolojik beslenme kaynaklarını, geçmişi, geleceğini konuşmak gerekir. IŞİD ve IŞİD benzeri unsurlar bugün sınırlarımızda ve hükümetle temas halinde. Bu yaklaşımdaki sakatlığı ilk olarak 2014 yılında Irak’ta Musul düşerken dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘öfkeli çocuklar’ olarak tanımlayarak, sahiplenmişti” dedi.

Suudi Arabistan’ın rolü önemli

Taştekin, IŞİD gibi güçlerin ABD tarafından kullandığını; ama kendilerinin de bölgede-dünyada toplumsal dinamiklere sahip olduklarını kaydetti. Suudi Arabistan’la IŞİD arasındaki doğrusal ilişkiyi, “Burada Suudi Arabistan’ın üstlendiği rol çok önemli çünkü bu devlet kurulduğunda IŞİD’vari unsurları görüyoruz. IŞİD tarihsel, dini referanslar kullanan bir örgüttür. IŞİD’in Irak ve Suriye’de söylemlerin aynısı Suudi Arabistan kurulurken de kullanılmış” sözleriyle dile getirdi.

Toplumsal dayanakları var

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ilan edildiğinde gördük. Bunun Irak ve Suriye’de nasıl kullanıldığını gördük. Çok büyük bir coğrafyada hükmedecek toplumları bularak, ekonomisini de sağlayarak vücut bulmuştur” diyen Taştekin, onun aynı zamanda ABD’nin vahşi müdahalelerinin bir sonucu olduğunu, toplumsal bir desteğinin bulunduğunu da vurguladı.

IŞİD gibi örgütlerin önce oluşturulup, palazlandırıldığını, sonrasında ise onları oluşturan herkesin başına bela olduğuna dikkat çekti.

Bunların ideolojileri, kaynakları var. Irak’ta kısa sürede birçok fabrikayı ele geçirerek, en zengin örgüt haline geldi. Mobilize olma özelliği var, nüfus sahibi olan bir örgüt öyle kolay yok olmaz” dedi.

Türkiye dünün Pakistan’ı

ABD’nin Afganistan işgali döneminde Pakistan’ın oynadığı rolün bugün Türkiye tarafından Suriye’de üstlenildiğine değinen Taştekin, “Silahlı grupları eğitmek, donatmak, istihbari-lojistik desteği sağlayarak aynı yolda ilerlemiştir. Baktığımızda Pakistan bugün yönetilemez ve orduyu yönetemez hale gelmiştir. Türkiye de bu durumu yaşıyor ve yaşayacak. Türkiye’nin toplumsal dinamikleri bundan çok uzak değildir” ifadelerini kullandı.

Sonuçları küçümsememeli

Tarihsel geçmişleri ve deneyimleri hafife almamak gerektiğini dile getiren Taştekin, “Dış politikaya kilitlenmişiz ama bunun yan etkilerini, sonuçlarını küçümseyen bir bakış açımız var. Siyasal ve sivil alandaki aktörlerin de bunu çok düşünmediğini görüyoruz. Ancak kurbanlarımız olunca bunları konuşuyoruz. Türkiye’deki gelişmeleri, IŞİD’i daha fazla konuşmak, tartışmak gerekir” dedi.

Konuşmaların ardından soru cevaplarla sempozyumun birinci oturumu sona erdi.

“İnsanlığa karşı suç” tanımı

İkinci oturuma Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Rıfat Murat Önok, Reyna, Suruç, Diyarbakır, Antep ve 10 Ekim katliamları dava avukatları katılımcı olarak bulundular.

Oturumun konusu “İnsanlığa Karşı Suçlar Kapsamında IŞİD Yargılamaları” idi.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Rıfat Murat Önok, sunumunda IŞİD’in Türkiye’deki eylemlerinin Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) yeri üzerinde durdu.

İnsanlığa karşı suçların” tanımlandığı TCK’nın 77. maddesine göre siyasal, felsefî, ırkî veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plân doğrultusunda sistemli olarak işlenmesinin insanlığa karşı suç oluşturduğunu belirten Önok, ancak Türk yargısının devletin sorumluluğunun doğabilmesinden kaynaklı olarak bundan kaçtığını ifade etti.

Avukatlara tavsiyem, IŞİD’in Türkiye’deki saldırılarının sistematik olduğunu anlatabilmeleri için yurtdışında yapılan eylemleri dayanak gösterebilirler. İnsanlığa karşı suç olması için bombacıların bu politikanın oluşmasında rol almaları, benimsemeleri, örgüt üyesi olmaları dahi gerekmez. Manevi unsurlar arasında sivil nüfusa yönelik, planlı ve bir kampanyanın parçası olmalı sadece. Bu unsurları kanıtlamak zor değil” diye konuştu.

Bilinçli özensiz davalar

Diyarbakır Katliamı avukatlarından Av. Özgür, konuşmasına IŞİD’in Türkiye’deki katliamlarında yaşamlarını yitirenleri anarak başladı. 10 dakika arayla yaşanan iki ayrı patlamada 4 kişinin yaşamını yitirdiğini, 210 kişinin yaralandığını hatırlatan Erol, katliama dair açılan soruşturma ve dava sürecinde karşılaştıkları eksiklikleri anlattı.

Suruç incelenseydi Ankara olmazdı

Suruç Katliamı davası avukatlarından Gülhan Kaya,  Suruç’ta 33 gencin katledilmesinin, bu ülkede savaşın yeniden devreye sokulmasının startı olduğunu vurguladı. Kaya, “Dava dosyasına 3 savcı atandı. 18 ayın sonunda ‘gizlilik’ kararı kalktı. Tüm davaların ortak noktası ‘gizlilik’. Delillerin karartıldığını, bizlerin müdahalesinin engellendiğini bilmek gerekiyor. İncelemeler yapılmış olsaydı belki Ankara Katliamı gerçekleşmeyecekti” diye belirtti.

Salıverilenler katliamlara devam ediyor

Antep’teki düğün katliamı davasının avukatlarından Eylem Sarıoğlu Aslandoğan konuşmasında,
katliam yargılanmasında devletin yargı organları aracılığıyla faillerin açığa çıkmasının önüne nasıl geçtiğini anlattı. Av. Aslandoğan, “Düğünlere yönelik IŞİD’in eylem planlarının olduğu ve Yunus Durmaz’ın dijitallerinde yer alan yazışmalarda böyle hedefler olduğuna ilişkin yazışmalar olmasına rağmen, düğünün yapıldığı bölgeye dair araştırmalar olmasına rağmen önlem alınmaması katliamın göz göre göre geldiği gerçeğiyle bir kez daha yüzleştirdi” diye belirtti.

10 Ekim davası avukatlarından İlke Işık ise “IŞİD’lileri tahliye eden bir yargı pratiği var bu ülkede ve her salınan IŞİD’li başka bir katliamda karşımıza çıkıyor” diye vurguladı. Davalarda alelacele karar verilmek istendiğini belirterek, bunun gerekçesini şöyle ifade etti: “Çünkü deliller devleti işaret ediyor”.

Sempozyumun ikinci oturumu da soru-cevaplarla sona erdi.

Sempozyumun 3’üncü oturumu “Uluslararası Ceza Hukuku Kapsamında IŞID yargılamaları” konusu ile devam etti.

Ayrıca Kontrol Et

Ataman tipi örgütçülük -II

Ataman, o dönem bizim çizgimizi ve politikalarımızı iyi kavrayan, bunu hayata geçiren, militan bir pratik ve teori ilişkisini kendisinde cisimleştirmiş, o politikaları uygulamakla kalmayıp geliştiren bir insan olarak bilincimde yer etti.