Katliamın 3. yılı paneli



Katliamın yıldönümünde 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği tarafından “10 Ekim Katliamı’nın 3’üncü yılı” konulu panel düzenlendi


Ankara Gar katliamının 3’üncü yıldönümünde 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği tarafından “10 Ekim Katliamı’nın 3’üncü yılı” konulu panel düzenlendi. Tüm Bel- Sen genel merkezi toplantı salonunda düzenlenen panele konuşmacı olarak KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Eşbaşkanı Mehtap Sakinci Coşgun, TMMOB Ankara Şube Başkanı Emin Koramaz, 10 Ekim Avukatlar Komisyonu’ndan Nuray Özdoğan ve 10 Ekim Aileleri adına İzzettin Çevik katıldı.

Salona katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu “10 Ekim’i Unutmadık, Unutmayacağız” pankartı asıldı. Panele katliamda yaralananlar, siyasi parti temsilcileri, aileler, kurum temsilcileri katıldı.

TMMOB Ankara Şube Başkanı Emin Koramaz, “Demokratik değerler, barış egemen olsun diye gelmiştik. IŞİD çetecileri ve onların temsil ettiği zihniyet Gar meydanını kana buladı. Bize düşen görev yitirdiklerimizin özlemini, onların uğurlarında öldükleri bir ülke yaratma mücadelesinden asla vazgeçmemek olmalı. Bize düşen onların iktidarını yıkıp, bizlerin iktidarını kurmaktır. 10 Ekim’de Gar meydanında olacağız, 10 Ekimler bir daha olmasın diye alanlarda olacağız. Yakınlarının acısının paylaşılmasına bile tahammül edilemeyen bir ülkede onların mücadelesinin yarım kalmayacağını anlatmak için bugün buradayız” diye konuştu.

KESK Genel Sekteri Ramazan Gürbüz, çağrıcı dört kurum adına söz aldığını belirterek, “Hafızamızı bir kez daha o günlere götürerek, o günleri paylaşma adına buradayız. 10 Ekim 2015 tarihine giderken, barış ve demokrasi mücadelesinde Türkiye hangi koşullardaydı buna değinmek istiyorum” dedi. 2002’de iktidara gelen AKP’nin ırkçı, gerici, şoven milliyetçi tutumunun son döneminde toplum üzerinde yoğunlaşarak devam ettiğini ifade eden Gürbüz, AKP’nin 7 Haziran sonrasında tek başına iktidar olamayacağını anlamasıyla birlikte yoğunluklu bir savaş süreci başlatıldığını hatırlattı:

Türkiye’nin her yerinde onurlu insanları, aydınlık yüzlü insanları bu ülkede barışı, demokrasiyi dillendiren halkımız saldırıya uğramaya başladı. İzmir’de, Muğla’da linçler başladı. Bu bilinçli bir stratejik, ideolojik hattır” diyen Gürbüz, Bu süreçte iç güvenlik yasası çıkarıldı. Ülkedeki tüm muhalif kesimleri zapt-u rapt altına alarak, vali ve kaymakama her türlü yetki verildi ve muhalif avı başlatıldı. Önce Diyarbakır, Suruç katliamı yaşandı. Öteden bugüne 100 yıllık geçmişimizle buna cevap olmak için demokratik, anayasal, yasal hakkımızı kullanmak için 4 sendika onlarca kez bir araya gelerek bir miting karar aldık.  Daha önce de saldırıya uğradık ama böylesi bir katliama Cumhuriyet tarihinde ilk kez karşılaştık.

Dünden bugüne biz bu ülkenin emek, barış ve demokrasi talep eden kurum ve kuruluşlar olarak bu katliamı unutturmayacağız. Çorum’un, Sivas’ın, Roboski’nin Suruç’un failleri çıkana kadar mücadele edeceğiz.

Avukat Nuray Özdoğan ise hayatta kalanlar olarak orada ilk anda müdahale etmeye çalıştıklarını söyledi. Olayın mağduru ve müştekisi olarak olay günü yaşananların aynısı ile yargılamada da karşılaştıklarını söyleyen Özdoğan, “Savcının yapmadığı keşfi, delillerin üzerinde gezen emniyetin ne yapmadığına dair bir rapor hazırladık ve o gece yayınladık. ‘Biz katledildik ve bizi katledilenler alandaydı’ dedik. Aylarca savcının kapısını bir gün bile boş bırakmadık. Yüzleşme inadıyla sürekli gidip, geldik. Dosyadaki 3 sanık ayrı ayrı şüpheli olarak öldürüldü. Bir kısım deliller ile önümüze dosya ile çıkıldı. Dava sürecinde bir kısım delilleri biz görünür kılabildik. Biz katliama uğradık demek yeterli değil. Türkiye gibi ülkede ne yazık ki ispat yükü katliama uğrayanlarda her zaman” dedi.

Özdoğan sözlerini, “Ama mahkemenin direnci en sonunda kişilerin ‘anayasal düzeni bozmak’ suçundan ceza aldığı bir süreç oldu. Sanıkların birçoğunun katliamla bağı, devletin belli kademelerinde ilişkilerinin görünür olduğu deliller ortaya çıktı. Mahkeme ve iktidarın hoşuna gitmediği için apar topar dava bitirildi. Gözümüzün önünde olan belgelere rağmen ısrarla soruşturulmama eğilimi oldu ve ısrarımıza rağmen incelenmedi. Ama hepsi hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Bomba yapım maddeleri çıktığı halde işlem yapmayan savcılar hakkında suç duyurusunda bulunuldu ama henüz bir şey elde edilmedi. Temyize bağlı dosyalar için aileler adına istinaf mahkemesine başvuruda bulunduk. Yargıtay süreçleri de olacak. Sanıklar açısından takip edilecek avukat komisyonları, ayrılan sanıklar açısından süren yargılama var. Ağırlığı acısı bir yana, demokrasi mücadelesinden yana bir yol çiziyorsak 8 Kasım’daki dava da takip edilmeli” diye sürdürdü.

IŞİD yargılamalarının insanlığa karşı suç kapsamında yargılanması için de mücadelelerinin devam ettiğini ifade eden Özdoğan, “Uluslararası hukuk camiasında tartışılması için bir çalışmamız var. Avrupa’daki, Ortadoğu’daki yargılamalara ulaşarak, uluslararası bir ağ oluşturmaya çalışıyoruz. Uluslararası alanda tartışılması için mücadele edilecek. Türkiye bu tarz örgütlenmelere her zaman açık, biz bu konuda ayık olmadığımız sürece her zaman sonucu tartışıyor olacağız. Barış ve demokrasi mücadelesi diyeceksek bunun hukuksal yapısını da tartışmamız gerekir” dedi.

Katliamda kızı Başak Sidar Çevik ile kızkardeşi Nilgün Çevik’i kaybeden öğretmen İzzettin Çevik, de şöyle konuştu:

Ben kendimi anlatabilirim. Nefes alabiliyorsam bu dayanışma sayesindedir. Ama. Aması var. Hepimiz kendi yokluğumuzu yaşıyoruz. Müştekiler duruşmaları takip etmese biraz da olsa adaletin sonuca ulaşması da mümkün değil. Dün Urfa’da mezarlığa gittik. Eşim nasıl ağlıyorsa diğer anneler de öyle ağlıyordu. Amca oğullarım dahi o mezar başında yoktu. 3 yıl oldu. 3 yıldır yol arkadaşlarım dışında kimse selam vermiyor. Yüzüne gülmeyi, birbirini sormayı bırakın, selam vermiyorlardı. Hepimiz korktuk, sindik. Böyle katliamlara tahammülümüzün olmaması gerekir. Ben kızımın, kızkardeşimin, eşimin yanındayken onları koruyamadım. Nasıl kendimi suçlu hissetmeyeceğim. Karşımızdaki canavarı tanımadık. Gerçek muhalifler olarak canavarı tanımadık. Elin oğlu elini kollunu sallayarak, geldi ciğerimizi söktü. Bin kişiye bir kişi kurban verdik. Çocuklarımı koruyamadım. Birbirimizi koruyamadık.

Son olarak konuşan 10 Ekim- Der Eşbaşkanı Mehtap Sakinci Coşgun, katliamın 3’üncü yılında bir araya gelmenin bir yüzleşme olduğunu söyleyerek, “Kimisi için acıyla yüzleşmedir. Kimisi için hatalarıyla yüzleşmedir. Her ayın 10’unda orada olmak ama her yıl orada olmamak ile karşı karşıyayız. O gün orada Türkiye’nin her yerinden gelen barış kelimesinin gücü ve sihrine inanlar vardı. Örgütlü bir barış mitinginden sonra barış umudunu yeşertmek için bir araya geldik. Gelinen noktada hepimizin birer parçası olduğu birbirini tamamlayarak, yürüttüğü bir süreçteyiz. Bu ülkede herhangi bir mücadelenin kolay olmadığını biliyoruz. Sadece kayıpları olan insanlardan çok hepimiz hak savunucusu neferlerine dönüştük. Dernek olarak temel taleplerimizi her ayın 10’unda dile getiriyoruz. Her ay aynı sözleri, aynı talepleri söylemekten yorulmuyoruz. Metanet, sabır gibi söylemler kavramsaldır ama biz inatla sıkılmadan yorulmadan söylemeye devam ediyoruz” dedi.

Panel katliamda yakınlarını kaybeden ailelerin söz almasıyla sona erdi.

Ayrıca Kontrol Et

İstanbul ve İzmir’de ev baskınları ve gözaltı terörü!

İstanbul ve İzmir’de sabah saatlerinde gerçekleşen polis baskınıyla çok sayıda kişi gözaltına alındı, evlerde bulunanlara işkence yapıldı