İnşaat-İş’ten havalimanı şantiyesindeki son iş cinayetine ilişkin açıklama



İnşaat-İş, 3. Havalimanı şantiyesinde yaşanan son iş cinayetine ilişkin yazılı açıklama yaptı


İnşaat-İş, 3. Havalimanı şantiyesinde yaşanan ve saklanmaya çalışılan, onca tepkiye rağmen halen resmi bir açıklama yapmaya bile tenezzül edilmeyen son iş cinayetiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları belirtti:

Dün, 3. Havalimanı’nın sadece bir çalışma kampı değil aynı zamanda çalışırken ölmenin sıradanlaştığı bir ölüm kampı da olduğunu kanıtlayan bir cinayet haberi daha aldık.

 

Dev Yapı-İş üyesi işçi arkadaşlarımızdan gelen bu haberi daha sonra Medyablok’tan gazeteci Fırat Yeşilçınar da araştırmalarıyla teyit etti.

 

Bilgiler, bu tüyler ürpertici cinayetin 3 gün önce yaşandığını gösteriyordu. İşçi arkadaşımız düştüğü rögarda ölmüştü ve diğer arkadaşlarımız fark edip, haber vermese düştüğü yer kendisine mezar olacaktı! Arkadaşımızın rögardaki cesedinin oradan çıkarılması suç kapatırcasına ve gizlemeyi esas alan bir yaklaşımla yapılmıştı. Olay yerini ablukaya alan jandarma hiçbir işçi arkadaşımızı yaklaştırmamış, görüntü alınmasını engellemiş, yakında bulunan arkadaşlarımızın telefonlarını alarak, görüntüleri silmişti.

 

Ölen arkadaşımızın kimlik bilgileriyse halen yok!

 

Bu iş cinayeti henüz resmi olarak kabul edilmedi. Fakat haberin kendisi bile kamuoyunu dehşete düşürdü, infial uyandırdı. Buna rağmen İGA patronları ya da bu şantiyeyi denetlemekle görevli Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı dahil yetkili herhangi bir merci şimdiye kadar bir açıklama yapmış değil!

 

Bu sessizlik hem patronlar sınıfının pişkinliğini, hoyratlığını ve sınıf kibrini açıkça ortaya koyuyor. Hem de sözkonusu cinayetin kabulünü…

 

Bu cinayet ve cinayet karşısında sorumlu olan adreslerden herhangi bir açıklama yapılmaya bile tenezzül edilmemiş olması çok şey anlatıyor:

 

3’üncü Havalimanı şantiyesinin bir ölüm kampı olduğunu ve bu kampta neler olup bittiğinin dışardan bilinmediğini, bırakalım dışardan bilinmesini içerde çalışan işçilerin bile bilgisi dahilinde olmadığını bir kez daha, sahici bir gerçek olarak önümüze koymuştur.

 

Olayın kendisi ve ardından sergilenen tutumlar bu devasa şantiyede yaşanan iş cinayetlerinin resmi kayıtlara geçenin çok ötesinde olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

 

Bu cinayetlerin sayısının söylendiği gibi 38 olmayıp, bu rakamın çok çok üstünde olduğunu gösteriyor.

 

Bu çalışma ve ölüm kampının sessiz sedasızca yaşanan birçok iş cinayetine ev sahipliği yaptığını, kayıtdışı-göçmen işçi arkadaşlarımız başta olmak üzere yaşanan birçok iş cinayetinin son örnekte olduğu gibi perdelendiğini, üstünün kapatıldığını ifade ediyor.

 

Şimdiye kadar yaşanan toplumsal infiali bile dikkate almayacak kadar pişkince bir sessizliğe gömülen İGA patronları ve onları sözümona denetlemekle görevli bakanlıklar-resmi yetkililer bundan sonra ne derlerse desinler bu prestij projesinin Mısır’daki piramitler gibi işçi kanları üzerinden yükseldiği gerçeğini değiştiremezler!

 

Dünyanın en büyük havalimanını yapmakla övünenler onun temellerine akan işçi kanlarının hesabını vermek zorundayken; kamuoyuna saygı gereği bile olsa tek bir açıklama yapmayarak bu sömürü ve zulüm düzeninin karakterini bir kez daha oraya koyuyorlar.

 

Tüm bu olup bitenlere karşı biz işçilerin en meşru hakkı olan direnme hakkımızı kullanmamıza karşı son derece cevval davranan; askeri operasyonlar yaparak, yüzlercemizi gözaltına alıp, aralarında beş sendikacı olmak üzere 34’ünü tutuklayanlar bu hesabı vermez zaten.

 

Vermelerini de beklemiyoruz!

 

Fakat bizler şantiyelerde örgütlenip, sınıfımızı örgütlü bir güç haline getirerek bu kölelik düzeninin çarkına çomak soktuğumuz oranda; kanımıza sudan ucuz muamelesi yapılamayacağını hayatın içinden öğreneceklerdir!

 

Bunu onlara öğreteceğimizi bir kez daha yineliyoruz!

 

İnşaat işçisinin köle olmadığını anlayacak ve öğrenecekler!

 

-İnşaat işçisi köle değildir!
-Kavga, sokak, direniş! Yaşasın İnşaat-İş!

 

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI

Ayrıca Kontrol Et

Küçük: Fiili Meşru Mücadele Yürütecek Odaklar Yaratmalıyız

1 Mayıs'ta işçi ve emekçilerin geleneksel örgütlenmelerinin çoktan dolan miadına karşı gerek sendikal gerekse siyasal alanda güven verecek, dünya gerçekliğine uygun bir militanlık ve fiili meşru mücadele hattında yürüyecek odaklar yaratmak gerektiğine dikkat çeken Alınteri yazarı Mürüvet Küçük, "Bu dönemin mücadele ruhu geri çekilmede değil, saldırıda somutlaşmaktadır. Yıllardır yaşanan geri çekilmenin yarattığı çözülme hali gücümüzü birleştirdiğimiz oranda sınıfa karşı sınıf ruhuyla yanıt verecek bir netliğe ulaşmak zorunda."