Cargill direnişi, 193 günü geride bıraktı



Seyr-i Sokak muhabiri Nuray Türkmen’in Cargill direnişinin 193. gününde, direniş içinde adeta pişen işçilerle yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz


Seyr-i Sokak muhabiri Nuray Türkmen Cargill direnişinin 193. gününde direniş alanında, işçilerle sohbet etti, çeşitli güncel konularda görüşlerini aldı.

 

1999 yılında Bursa’nın Orhangazi İlçesi’nde nişasta bazlı şeker (NBŞ) ve hayvan yemi üretmeye başlayan Amerikan gıda devi Cargill’de, beşi kadın 14 işçi Tekgıda-İş Sendikası’nda örgütlendikleri için işten atılmıştı.

 

Cargill yönetimi bu kıyımı şekere uygulanan kotayı bahane ederek meşrulaştırmaya çalışmış; sendikal örgütlenme karşısındaki bu düşmanlığa işçiler, fabrika önünde başlayan direnişle yanıt vermişti.

 

Haftalar değil, aylar deviren Cargill direnişi uzun solukluluğu ve kararlılığını kaybetmemesiyle sınıf hareketi açısından öğretici olmaya devam ediyor.

 

Seyr-i Sokak muhabiri Nuray Türkmen’in bu direniş içinde adeta pişen işçilerle yaptığı söyleşiyi sayfamıza taşıyoruz:

Nuray Türkmen (NT)– Bize buradaki çalışma koşullarını anlatır mısın?

Cargill direnişçi 1– Burada iki yıldır çalışıyorum. Burada otomasyon öncelikli bir çalışma ve fiziki çalışma, hem otomasyon hem laboratuvar hem fiziki çalışma vardı.

 NT– İşten atılma süreciniz nasıl gelişti?

Cargil direnişçisi 1– 2012 yılından beri Cargill fabrikamızda bir sendikal süreç vardı, örgütlenme çalışmaları devam ediyordu. 2014 yılında ivme kazandı ve geçtiğimiz Mart ayının 5’inde sendikamız yetki başvurusunda bulundu. Bunun üzerine Cargill işvereni, İstanbul Ataşehir’de, Genel Merkezi’nin bulunduğu yerde de “bizim çalışanlarımız var” diyerek oranın da toplam sayıya dahil edilmesini isteyip, bakanlığa itirazda bulundu. Bakanlık da bu itirazı kabul etti. Biz ise örgütlenme çalışmalarına ara vermeden devam ettik. Daha bir ay geçmeden de Cargill, benimle birlikte 14 işçi arkadaşımızı işten çıkardı. Biz o günden bugüne hem örgütlenme çalışmalarımıza hem de direnmeye devam ediyoruz.

 NT– Bu süreçte birlik ve dayanışmaya özellikle vurgu yapıyorsunuz. Bunlar ne ifade ediyor?

Cargil direnişçisi 1– Bu süreç bizler için bir okul anlamı taşıyor. Burada birçok şey öğrendik. Biz direnişe geçme iradesi ve kararlılığını göstererek daha başından kazandığımızı biliyoruz. Biz burada yeri geldiğinde bir lokma ekmeği paylaşmayı öğrendik. Bu bize, ileride yaşamımıza çok şey katacak diye düşünüyoruz.

 NT– Bu direniş sırasında burada beklerken sendika temsilcilerinizle geçmiş direnişlerden bahsediyor musunuz?

Cargil direnişçisi 1– Tabii ki, daha önce hem görsel medya hem sosyal medya üzerinden kıyısından köşesinden takip ediyorduk. Ama işin içine girdiğinizde, sahada kendiniz olduğunda daha farklı oluyor. Daha evvel yapılmış bu tarz direnişler, mücadeleler dikkatinizi çekiyor ve üzerine muhabbet ediliyor. Tekel direnişi üzerine saatlerce sohbet ettiğimiz zamanlar oluyor. Bütün bun direnişleri lokal değil genel olarak değerlendirmek gerekiyor ve sınıf mücadelesi olarak değerlendiriyoruz. Ve Cargill işçisi kazandığında biliyoruz ki sadece Cargill değil, sınıf kazanacak biliyoruz.

NT- Sendika senin için ne anlam ifade ediyor.

Cargil direnişçi 1– İşçiler kendi güçlerini bilmiyorlar. Yasal bir dayanağınızın olması gerekiyor. Birlikte hareket etmenin bir nedeninin olması gerekiyor. Biz işçiler olarak özlük haklarımızı bilsek, bunun için mücadele etsek de tek tek bir yaptırım gücümüz olmuyor. Bir çatı altında toplanmak zorundayız. Bu bir tercih değil zaruriyet bu ülkede. Sendikaya bakış açımız da buradan doğrudur.

 NT– Bundan sonrası için beklentin nedir?

Cargill direnişçisi 1– Bugün 193. Gün. Aslında rakamlar ve günler bizim için bir anlam ifade etmiyor. Önemli olan mücadelemizin devamlılığı ve kararlılığıdır. Biz bu azmi kendimizde görüyoruz, yılmadan sonuna kadar bu mücadeleyi vereceğiz.

 NT- Ülkede “kriz yok” diyorlar. Bu konuda neler söylemek istersin?

Cargil direnişçisi 2– Öncelikle neden sendika gerekiyor buna cevap vermek istiyorum. Her sene patron bu sefer bize ne verecek diye düşünmektense, “biz ne alacağız” diye düşünmek… Sendika bize bunu sağlıyor. Sendika işçiler için iyi bir şey olmasa neden bütün patronlar sendikaya karşı olsun ki! Kaldı ki onlar da kendi içlerinde örgütlüler ve bir sendikaları var. Şunu söylemek istiyorum, patronlar bile sendikalaşıyorsa işçi arkadaşlar neden hala sendikaya üye olmayı sorguluyorlar. Bunu yapanlar şapkalarını önlerine koyup iyice düşünmeliler.

Kriz konusuna gelince memlekette kriz var. Bu çarşıya-pazara da yansımış durumda, krizin faturasının, krizi çıkaranlara değil de işçilerin üzerine yıkılmaya çalışılması, artık taşma noktası oluşturuyor. Bunu çıkaranların ödemesi gerekiyor. Patronlar ödesin. İşçiler yıllarca az bir ücretle çalışıyor, patronlar hep kazançlarına kazanç katıyor. Bu kadar çok kazananların bu kriz ortamında bir şey yapmaları ve krizin faturasını ödemeleri gerekiyor.

 NT– Krizin etkisi artacak mı, ne düşünüyorsun?

Cargil direnişçisi 2– Memlekette sabahtan akşama gündem değişiyor. Ne olacağını kestirmek zor…

 NT– Cargill’de performans sistemi nasıl uygulanıyordu?

Cargil direnişçisi 3– Performans ücretlere zam yapılacağı zamanlarda işçiler arasında bir rekabete neden oluyordu. Daha çok çalışıp daha çok ücret almanın peşine düşülüyordu. Cargill bu konuda daha profesyoneldi. Ve böylece işçilerin kendi arasındaki dayanışmayı da bozmuş oluyorlardı. Herkes kendini kurtarma yönüne gidiyordu. Bireysellik öne çıkıyordu.

 NT– Burada neler öğrendiniz, buradan çıksanız başka bir yerde çalışabilir misiniz?

Cargill direnişçisi 3–  Aldığımız eğitimler ve deneyimlerle elbette çalışabiliriz. Ancak böyle bir fabrika olması gerekir. O da Türkiye’de belli yerlerde var. Mesela Adana’da Amidu fabrikası var. O da böyle gelişmiş bir fabrika değil. Biz buradan çıksak ne etkisi olur, hiçbir etkisi olmaz. Çünkü biz mekanikçi değiliz, üretimciyiz.

 NT– Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz, Cargill direnişi nasıl bir direniş?

Tek Gıda-İş Örgütlenme Uzmanı Suat Karlıkaya– Burada olan şey, şu anda Türkiye genelinde onlarca yüzlerce iş yerinde olanlardır. Nedir bu, “Sen benim işime yaramıyorsun, al tazminatını git!”. Cargill’de genelde olan bir olay yaşadık. İşçi arkadaşlar yıllarca bu fabrikada “biz bir aileyiz” mantığıyla çalıştırıldılar. Ama sendikalaştıkları ve daha iyi şartlarda çalışmak istedikleri için kapıya konuldular. İşçi arkadaşlar da buna karşı bir direniş, bir mücadele sergiliyorlar. Kendilerine reva görülene razı değiller. Burada işçi arkadaşlarımızın yapmış olduğu şey çok önemli, tüm işçilerin yapması gereken bir şey, her şeyin bedeli işçilere ödetilirken artık biz bedel ödemeyeceğiz demeleri gerek. Cargill işçileri buna güzel bir örnek. 193 gündür direnmek, buradan kalkıp İstanbul’lara gitmek kolay değil, zor bir mücadele; ama örnek bir mücadele olarak görmekte işçi arkadaşlarımız. Buradaki arkadaşlarımız sadece Cargill fabrikasında çalışan arkadaşların hakları için değil tüm işçilere örnek olması için verilen bir mücadele yapıyoruz. Bizim kazanımımız işçi sınıfının kazanımı olacak.

Tek Gıda-iş Örgütlenme Uzmanı Suat Karlıkaya, Cargill fabrikasında çalışan işçi arkadaşlar sendikaya üye oldukları için işten atıldılar. Biz de işçi arkadaşlarımız mücadeleyi kazanana kadar mücadeleye devam edeceğiz. Burada kazanım elde edildiğinde sadece buradaki arkadaşlar değil, Tek Gıda-İş Sendikası değil, bütün işçi sınıfı kazanacak. Biz bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Sorumluluğumuzun farkındayız, bu sorumlulukla hareket ediyoruz. Ve işçi arkadaşlarımız kazanacak. Ve geçmiş direnişler bize ışık oluyor.

NT– İşçilerin sendikalaşmaya ilişkin (sadece Cargill değil) genel bakış açısı nasıl?

S.K– İşçilerin sendikalaşmaya eğilimi çok ama korkuları da çok. Sendika üyesi olmak istiyor, sendikalı bir işte çalışmak istiyor. İşten atılma korkusu da hakim oluyor. Burada başarırsak -ki bu sadece Cargill işçisiyle olacak bir şey değil. Dayanışma ile olacak-patronlara geri adım attırabilirsek, bu korkuları biraz daha yenmiş oluruz.

 NT– Burada çalışma koşulları nasıl, anlatır mısınız?

Cargil Direnişçisi– Burada 6 yıldır çalışıyorum. Buradaki işçi arkadaşlarımız işini seven, gerektiği zaman 12 saat severek çalışan arkadaşlarımız. Buradaki sorun daha çok maddi bir sorundu. Asgari ücret artış dönemlerinde bu artışlar bizim ücretlerimize yansımadı. Dolayısıyla her yıl bizim ücretlerimiz enflasyon altında kalarak eritilmeye çalışıldı. 2012 yılında işe girerken en az iki yıllık ön lisans mezunu şartı aranıyordu. İyi para verdikleri için o dönem lise mezunlarını işe almıyorlardı. Gelinen noktada ise artık ücretlerin ortalamanın da altında kalmasıyla üniversite mezunları iş başvurusunda bulunmuyor ve işçi bulamaz hale geldi fabrika ve lise mezunu işçi almaya başladılar. Buradan Cargill ücret politikasının ne kadar kötü olduğunu anlayabiliriz.

 NT– Siz işten atıldıktan sonra her hangi bir değişiklik oldu mu, çalışmaya devam eden işçiler için kimi iyileştirmeler yapıldı mı?

Cargill Direnişçisi– Bize normalde Ağustos ayından Ağustos ayına yani senede bir kez zam yapılır. Sendikaya kayma olmasın diye yüksek zam bekliyorlardı çalışan arkadaşlar, ama olmadı. Yine enflasyonun altında kaldı. İşten çıkarılan işçi sayısı 14. Bu az bir sayı gibi gözükebilir ama nereden baksanız bir vardiyada çalışan işçi sayısıdır. Ve çalışma saatlerinin 12 saatte çıkarılmasını da getirdi. Çünkü Orhan Gazi’nin nüfusu azdır. Mesaiye kalmayanlardan savunma istediler. İş yasasına göre 270 saatten fazla mesai yaptırmak yasak ama burada bu yasada çiğnenmekte. Çalışma koşulları daha da kötüye gidiyor. Üstelik bizi “kotamız düştü” diye işten çıkardılar. Ama mesai saatleri çok fazla arttırılarak üretime devam ediliyor. Bu nasıl kota düşmesi diye sormazlar mı? Normalde 20 işçiyle yapılan işi 10 işçiye yükleyerek çalışma devam ediyor.

 NT- Ücret sorunlarınız vardı. Yöneticilerle görüşme talebinde bulundunuz mu?

Cargill direnişçisi Oğuz– Bu sıkıntıdan uzun zamandır mustarip olduğumuz için yönetimle irtibata geçip biz toplantı istiyoruz. Biz diğer fabrikalarda çalışan işçi arkadaşlarla aynı mahallede oturuyor, aynı marketlerden alış-veriş yapıyoruz. Ve “aramızda çok büyük fark oluştu” diyerek görüşme taleplerimiz oldu. Birkaç kez söz verdiler görüşme yapılacağına dair, ama her seferinde iptal ettiler. En sonunda yapılan bir toplantıda sorunlarımızı dile getirdik. Bize bilindik yıllardır sergilenen tavırlarla iyileştirmeler yapılmaya çalışılacağını, sorunu çözmek için müdahale edeceklerini söylediler. Ama fiili olarak bir şey görmedik. Üstelik diğer fabrikalarla aramızda çok büyük farklar olmadığını da iddia ettiler.  Biz öyle bir noktaya geldik ki, başka fabrikalarda çalışan arkadaşlarımızdan maaş bordrolarını isteyip kendi patronlarımıza gösterir noktaya geldik. Çünkü söylediğimiz şeylerin onların nezdinde inanmadıkları için geçerliliği olmuyordu. Böyle bir süreç yaşadık.

 NT- Cargill kazanırsa, bu bölge işçi havzasına nasıl bir yansıması olur?

Bizim referans noktamız Nestle direnişinde bulunmuş arkadaşlardı. Onlar gelip bizimle sohbet ettiler. Kendi süreçlerini anlattılar. İşçiler nezdinde bu tür kazanılmış mücadeleler çok önemli bir ivme yaratıyor. Burası sanayi havzası, bu tür mücadeleler sadece Cargill’de değil Türkiye’nin bir çok yerinde  var ve sendikal mücadele bir haktır. Biz kazanırsak buradaki birçok fabrikaya da ilham kaynağı olacaktır. Bu bizim adımıza en büyük kazanım olacaktır.

 NT– İşçilere mesajınız olacak mı?

İşçi arkadaşlar patronların ne diyeceğine bakmasınlar. Bu ateşi ilk biz yakmadık, biz bu çarkın sadece bir dişlisiyiz. İşçilerin düşmanı çok, dostu ise işçilerin kendisi ve emek dostlarıdır. Dayanışma içinde olmadan başaramayız. Gelin hep birlikte dayanışma içinde mücadele edelim.

Ayrıca Kontrol Et

Öyle Bir Kavşaktayız Ki!..

Halkın öfkesi her seferinde sandıkta eritilmiş olsa da yorgunluk ve yılgınlık ağır bassa da bir şey yapmalı. Hasan Hüseyin Korkmazgil ne güzel de söylemiş “Korka korka yaşamak ne!..”