‘Üç Dursun yaşadı’



12 Eylül öncesinde TİKB’yle buluşan, 12 Eylül sonrası ve ’90’lı yılların başına kadar devrim ve sosyalizm mücadelesinin gereklerine göre yaşayan Dursun Yiğit’i önceki gün kaybettik


12 Eylül öncesinde yolu TİKB’yle kesişen, o tarihten 12 Eylül’ün ilk yılları da dahil  örgütle bağlarının koptuğu ‘90’lı yılların başına kadar Gülsuyu-Kartal bölgelerinde faaliyet yürüten Dursun Yiğit’i kaybettik.

Örgütlü olduğu sürece devrim ve sosyalizmin ihtiyaçları temelinde bir yaşam süren Dursun yoldaş, bir süredir kanserden mustaripti.

Önceki gün hayatını kaybeden Yiğit’in İstanbul’daki cenaze töreni sırasında kardeşi İdris Yiğit’in ailesi adına yaptığı konuşmayı yayınlıyoruz:

HOŞ GELDİNİZ DOSTLAR, YOLDAŞLAR;

Abimiz, yoldaşımız, arkadaşımız, dostumuz Dursun Yiğit’i kaybettik. Bu gün onun isteğine uygun olarak kısa bir cenaze töreni yapacağız. Bu törenden sonra yine isteği üzerine Erzincan’daki köyümüze götüreceğiz.

 

Toplumların tarihi gibi insanların yaşamı da farklı tarihsel süreçlerden oluşur… Kimi insanların yaşamı düz bir çizgi izlemez. Kısacık ömürlerine adeta birkaç hayat sığdırırlar. Böyle bakınca bu dünyada üç Dursun yaşadı diyebiliriz. Birincisi Erzincan’ın Dostolar köyünde dünyaya gelen yoksul bir Kürt çocuğu olan Dursun. Bu Dursun, annesinden Kürtçe öğrendi. Doğayla iç içe yaşadı. Okulla birlikte asimilasyonla karşılaştı bu Dursun… Daha o yaşta çevresindekilerden farklı düşünürdü. Bu fark bir şeylerin yolunda gitmediğini sezmesiydi. Öğretmeni ondan zeki ve çalışkan bir öğrenci olarak söz ederdi. Gençlik çağına gelince İstanbul’a geldi.

 

O dönem İstanbul’da devrimci mücadelenin yükseliş yıllarıydı. Deniz’lerin, Mahir’lerin, İbo’ların ektiği direniş tohumlarının hızla boy verdiği ‘70’li yılların ikinci yarısıydı. Daha küçük yaşta bir şeylerin yolunda gitmediğini sezen Dursun’un yolu devrimcilerle kesişir.  İhtilalci’lerin saflarında Sinan olarak mücadeleye atılır. Bu ikinci Dursun’u anlatmayı sona bırakarak üçüncü Dursun’u anlatacağım.

 

 Üçüncü Dursun, ‘90’lar sonrası örgütlü mücadeleden kopmasıyla birlikte bohem bir yaşama sürüklenen Dursun’dur. Sosyalist mücadelenin gerilemesi, Sovyetler Birliği hatta çok umut bağladığı Arnavutluk sosyalist devrimin çözülmesiyle birlikte umutsuzlaştı. Gelecek perspektifini yitirdi. Yıllar içerisinde bu Dursun, bireysel olarak da ayakta durmakta zorlanır hale geldi. Adeta kendini bıraktı. Yaşamdan el etek çekti.  Öylesine uç bir noktaya savruldu ki çevresiyle, akrabalarıyla bile iletişimi kopardı. Çocuklarıyla dahi sağlıklı bir ilişki, iletişim kuramaz oldu. Onda insani gurur olmasaydı sanırım bir sokak insanına dönüşecek kadar kendini yitirirdi. Ama ondaki insanlık ve mücadele içinde edindiği devrimci gurur, sokaklara düşmesine engel oldu. Fakat düzgün bir hayat da sürdüremedi. Açtığı küçük bir lokantayla kendisi gibi umutsuzluğa sürüklenmiş küçük insanlara ev sahipliği yaptı. Onlarla dertlendi durdu.

 

Yine de bu Dursun en küçük bir devrimci kıpırdamadan büyük heyecan duyardı. Kürt özgürlük mücadelesinin sıkı takipçisiydi. Rojova Devrimi’ni coşkuyla karşıladı. Her gün olup biteni takip ediyordu. Ama içine girdiği bu bohem yaşamdan çıkamadı. Adeta duygusal acılar içerisinde sızlanıp durdu. Bu acıları da dörtlüklere döktü. Yani şiirle dile getirdi. Acılarla o denli kardeş oldu ki iki yıldan fazla süredir başlayan karın ağrılarını hiç önemsemedi. Vücudu iflas edene kadar ne kendi hastaneye gitti ne de bize haber verdi.  İşte bu gün bu Dursun’u gömüyoruz. Bohem, kendini bırakmış, gelecek umudunu büyük oranda yitirmiş Dursun’u gömüyoruz.

 

İhtilalci Dursun’a, yoldaşları arasındaki ismiyle Sinan’a gelince; eminim onu en iyi o dönemde tanıyan mücadele yoldaşları anlatırdı. Ben duyumlara dayanarak anlatacağım ihtilalci Sinan’ı. Hesap kitap yapmadan devrim saflarında yerini almış. O dönem de işyeri vardı, ekonomik durumu iyiydi. Ama onun bir tek isteği vardı Devrim! Tüm enerjisiyle kendisini buna adadı. Gecesiyle, gündüzüyle devrimci çalışmaya katıldı. Yürüyüşler, afişler, yazılama eylemleriyle geçiyordu zamanı. Heyecanlıydılar. Umutluydular. İdealisttiler. Çünkü onlara göre devrim çok yakındı.  Onun için birçoğu sevgiyi, aşkı devrimden sonraya ertelemişti. Hepsi bireysel isteklerini bir kenara bırakmış adeta devrimin hamalı olmaya soyunmuşlardı. İşte Sinan o dönemin hızlı devrimcilerinden biriydi. Zamanla devrimci çalışmayı her şeyin önüne koydu. Ya bir gün o umut ellerinden alınıverirse ne olurdu? Bunu hiç düşünmeyen, aklının ucuna bile getirmeyenlerdendi Sinan.

 

Fakat ikinci Dursun, devrimci Sinan, o dönemin çocuklarının idolü olan Dursun, kendi iradesinden bağımsız olarak yaşayacaktır. O bir kez adım attı. Yaşadığımız Orçul bölgesinde devrim diye bir umut aşılayanların ilklerinden oldu.  Sonraki yaşantısı ne olursa olsun, atılması gereken tarihsel adımı atmıştı.  İçimizdeki köleye ilk kurşunu sıkanlardan biri olmuştu. İçimizdeki köleyi öldürebileceğimizi göstermişti. İşte bu Dursun yaşayacaktır. Halklar baskı altında olduğu sürece, İşçi sınıfı var oldukça, emeğin özgürleştiği güne kadar, devrimci Sinan yaşayacaktır. Yanı başımızdan bize güç, bize umut verecektir.

 

Senin ideallerini yaşatacağız Dursun abi, Dursun yoldaş. Gözün arkada kalmasın. Sen rahat uyu. 

***

Acılarını, çıkışsızlıklarını, tüm umutsuzluklar içinde yine de kaybetmemekte ısrar ettiği umudunu dizelere döken Dursun yoldaşın İstanbul’da yapılan cenaze töreninde de okunan şiirlerinden ikisini yayınlıyoruz:

SARMASINLAR

Sarardım bağlar misali

Yokuşsuz yollar misali

Başım dik dağlar misali

Varsın taşlasınlar beni

 

Namert ile yoktur aram

Kursağımda yoktur haram

Olmasın servetim param

Varsın kınasınlar beni

 

Dursuni halden bilmeyen

Kendi tok açı görmeyen

Bir derde derman olmayan

Varsın sarmasınlar beni

***

ETEĞİMDE TAŞLARIM VAR

Minnet etmem ölüm sana

Yarım kalan işlerim var

Korkmam ürkmem tövbe senden

Lakin bazı düşlerim var

 

Öldürürse dostum öldürür

Yad eller beni kaldırır

Atılmaya hazır durur

Eteğimde taşlarım var

 

Dursuninin kalbi buruk

Amma yüzü dosta dönük

Öyle ayaz öyle soğuk

Yaza dönmez kışlarım var

Ayrıca Kontrol Et

Küçük: Fiili Meşru Mücadele Yürütecek Odaklar Yaratmalıyız

1 Mayıs'ta işçi ve emekçilerin geleneksel örgütlenmelerinin çoktan dolan miadına karşı gerek sendikal gerekse siyasal alanda güven verecek, dünya gerçekliğine uygun bir militanlık ve fiili meşru mücadele hattında yürüyecek odaklar yaratmak gerektiğine dikkat çeken Alınteri yazarı Mürüvet Küçük, "Bu dönemin mücadele ruhu geri çekilmede değil, saldırıda somutlaşmaktadır. Yıllardır yaşanan geri çekilmenin yarattığı çözülme hali gücümüzü birleştirdiğimiz oranda sınıfa karşı sınıf ruhuyla yanıt verecek bir netliğe ulaşmak zorunda."