Mahkeme ‘Evlilik birliği’nin kadına yüklediği görevleri ‘genişletti’!



Antep 6. Aile Mahkemesi, bir boşanma davasında eşinin babasının cenazesine katılmayan kadını tazminat ödemeye mahkum ederek, “evlilik birliğinin gerekleri” kapsamına bağlayıcılığı olan yeni boyutlar ekledi!


Kadın ve çocuklara ilişkin tüm düzenlemeleri, kadın cinayetlerine ilişkin bütün davaları toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden şekillenip, mutlaklaştırılan aile merkezli düşünüşle belirleyen sistemin mahkemeleri bu yaklaşıma her gün yeni boyutlar ekliyorlar.

Kendisine sistematik olarak tecavüz eden erkeği öldüren Nevin Yıldırım’a müebbet hapis cezasını onaylayan fakat kadın katillerine sadece kravat takarak duruşmaya geldikleri için iyi halden ceza indirimine giden bu mahkemeler, bir boşanma davasında verdikleri kararla kadının aile içindeki rollerinin altını bir kez daha çizdiler. Aynı zamanda “makbul kadın, makbul eş” tanımını da geliştiren (!) mahkeme, “kadının, davranışlarıyla evlilik birliğinin kendisine yüklediği sevgi, saygı ve anlayış yükümlülüklerini ihlal ettiği” gerekçesiyle davanın taraflarından Aslı Y.’yi tazminat ödemeye mahkum etti. Bu kararında belirleyici olansa kadının eşinin babasının cenazesine gitmemiş olması! Acaba aynı konumda olan bir erkek olsaydı, mesela o eşinin babasının cenazesine gitmemiş olsaydı aynı tutumu koyar mıydı, bilinmez.

Fakat bunun da ötesinde mesele mahkemenin “evlilik birliğinin gerekleri” konusunda bağlayıcı karalar alıp, örnek oluşturmasıdır.

Nafaka hakkının gasbedilmeye çalışıldığı, kadına dönük saldırgan söylemlerin hız kesmeden devam ettiği bu koşullarda mahkemenin verdiği bu karar elbette abes değil. Aile ve özelde de kadın için altı bir kez daha çizilen sınırlar, hatırlatılan görevlerin sözkonusu olduğu dava Antep 6. Aile Mahkemesi’nde görüldü.

Ali Y, 2016 yılında evlendiği eşinden şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmak istediği için avukatı aracılığıyla mahkemeye başvurdu, dava sürecinde iki taraf da mahkemeden tazminat talebinde bulundu.

Tarafların birbirini suçladığı aktarılan mahkeme kararında, Aslı Y’nin, eşi Ali Y’nin eve bakmadığı, kişisel ve maddi ihtiyaçlarını gidermediği yönündeki iddialarına karşın, tüm dosya kapsamında bunların gerçeği yansıtmadığına, Ali Y’nin üstüne düşen vazifeleri yerine getirdiğine hükmetti.

Aslı Y’nin ise eşini başkalarıyla kıyasladığı ve maddi taleplerde bulunarak tartışmalar çıkarttığı ifade edilen kararda, kadının, davranışlarıyla evlilik birliğinin kendisine yüklediği sevgi, saygı ve anlayış yükümlülüklerini ihlal ettiği vurgulandı.

Eşinin babasının cenazesine gitmemek kusur

Aslı Y’nin, annesinin evine gittiği ve eşinin kendisini arayıp eve çağırmasına rağmen bir daha dönmediği, bu sırada Ali Y’nin babasının vefat ettiği aktarılan kararda, “Aslı Y’nin, kayınbabasının taziye evine gitmeyerek, bir telefon dahi açmayarak, eşini en zor gününde yalnız bırakarak, geçimsizliğin meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu, buna mukabil Ali Y’nin iddialarla ilgili bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmıştır.” ifadesine yer verildi.

Çiftin, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına hükmeden mahkeme, Aslı Y’nin, kusurlu olduğu ve kişilik haklarını zedelediği gerekçesiyle Ali Y’ye 5 bin lira maddi, 7 bin lira da manevi tazminat ödemesine karar verdi.

“Cenazede çiftlerin birlikte olması ilama bağlanmıştır”

Karardan sonra Ali Y.’nin avukatı Ali Tümbaş’ın övünerek söylediği gibi, “Bu karar göstermiştir ki Türk aile yapısının bir gereği olarak cenaze töreninde çiftlerin birlikte olması gerektiği mahkeme kararıyla ilama bağlanmıştır”.

Antep 6. Aile Mahkemesi’nin bu kararının kadın düşmanı erkekler tarafından bundan sonra nasıl kullanılacağınıysa hep birlikte izleyip göreceğiz! Bundan sonra bir erkek eşi tanımlanmış “aile birliğinin gerekleri”nden birini yerine getirmediğinde her şeyi yapma hakkına sahip biri olarak hareket edecektir demek abes olmayacaktır. Hatta cinayet işlediğinde de “aile birliğinin” bu gereklerinin yerine getirilmediğini öne sürerek aklanması da uzak bir ihtimal değildir!

Ayrıca Kontrol Et

1 Mayıs, Taksim ve Bugün…

Siyasi parti, örgüt, sendika… Her kritik dönemde kendisi olmaktan vazgeçtiği, küçük gibi görünen tavizler vererek yürüyebileceğini sandığında sonuçlar iflah olmaz bir yabancılaşma olarak gelmiştir