‘Ortada bir suç varsa o da gazeteciyi alıp cezaevine koymaktır’



İHD MYK üyesi ve aynı zamanda gazeteci Hüseyin Aykol’un hayat arkadaşı, yoldaşı Nuray Çevirmen’le konuştuk.


Nuray Çevirmen, insan hakları savunucusu. Tutsakların yaşadıkları baskı, şiddet, tecrit, işkence ve daha birçok sorunda gerek mektuplarla gerekse başka yollarla ilk başvurdukları kişilerden biri.

Yıllardır cezaevlerindeki sorunlarla uğraşan, tutsakların dışardaki sesi olmaya çalışan Çevirmen, 2 gün önce eşi, yoldaşı Hüseyin Aykol’un ev baskınıyla gözaltına alınması deneyimini yaşadı. Kendisinden eşi ve yoldaşı olan Aykol’un evleri basılarak gözaltına alınıp, tutuklanması sırasında neler hissettiğini, yaşadığını ve Hüseyin Aykol’u anlatmasını istedik.

Alınteri: Eşiniz, yoldaşınız Hüseyin Aykol evinizden alındığında neler hissettiniz?

Nuray Çevirmen: Bu ikinci günü. Gazetelerde yapmış olduğu haberlerden kaynaklı, gazetecilik yaptığı için 67 davası var. Birleştirilerek bir kısmından ceza verildi. Örneğin bir cezası vardı para cezasına çevrilip ödenen… Başka bir kararda 1 yıl 10 ay var, iki tane 3 yıl 9 ay var. Biri istinafta kesinleşti, şu an yattığı ceza… İstinafta bekleyen davaları da var. Bu ülke koşullarında gelebileceğini düşündüğümüz cezaları da var.

Elbette insana eşinin, hayat arkadaşının evinden alınması, birlikte olduğu bir insanın yanından alınması şok etkisi yaşatıyor, her ne kadar beklenen bir durum olsa da. Biraz şaşkınlık oldu bende açıkçası. Ama o dirençli bir insan, mücadele insanı. Ben insan hakları savunucusuyum ama o benden çok çok daha önce insan hakları savunucusu olarak gazetecilik yapıyordu. Çünkü yansıttığı sorunlar insan haklarını da barındıran sorunlardır. O da cezaevleriyle ilgilenen bir insandı, “İçerden” köşesini 15-16 yıldır devam ettiriyordu.

Cezaevindeki birçok mahpusun da sesi ve sözü olmuş biri. Bize insanlar hak ihlallerini iletirler; ama ona sevinçlerini, taziyelerini, yazmış oldukları şiirlerini, kitaplarını gönderirler ve onun görüşlerini isterler. Eleştirilerini de anlayışla karşılıyorlardı. Çok kuvvetli ve içerden bir bağ kurmuştu Hüseyin Aykol mahpuslarla. Onun düşüncelerine, önerilerine çok önem veriyorlar. Çünkü eleştirilerini daha iyi şeyler yazabileceklerini göstermek ve teşvik etmek için yaptığını anlıyorlardı. Tutsakların kendisine gönderdiği her şeyi ayrı bir özenle, titizlikle okur, inceler ve hepsini kesinlikle cevaplandırır. Zamanını çok verimli kullanan bir insandır. Gelen tüm mektuplara ertesi gün mutlaka cevap yazmış ve postaya vermiş olurdu. Bunlarla mutlu olurdu. Eğer bir gün mektup gelmesin kederinden evde duramayacak kadar üzülürdü.

 

Alınteri: Hüseyin Aykol evde nasıl bir insandı?

Nuray Çevirmen: Özel yaşamı ve dışarıdaki yaşamı arasında davranışsal olarak fark yok. Dışarıda ne kadar saygılıysa evin içinde de o kadar saygılıydı. Her şeye karşı; kullandığı bir kaleme, kağıda karşı bile saygılı davranmak isteyen, hiç bir şeyi incitmek istemeyen bir insan. Kafasında birçok problemi halletmiş, duygusal olarak doygunluğa ulaşmış biri. İşinde başarılı. Hırslı bir insan değil. İşini çok severek yapıyor; ama insanları üzecek, yok edecek hırslara sahip değil. Onun için yaptığı işin insanlara faydalı olabilmesi, ses verebilmesi önemlidir. Birilerini dinlemek, gazetecilik alanında faaliyet yürütmek, gazeteciliğe başlayanlara, öğrenciliğe başlayanlara, birlikte çalıştığı insanlara karşı sohbet ederek bir şeyler verebilmek, bir şeyler alabilmek yani öğretmenin yanında öğrenmek de onu büyük keyif aldığı bir şeydi.

Çok iyi bir okurdur. Çok iyi bir kitap okuyucusudur. Bu yönleri de çok gelişmiştir. Kitap ve gazete okumaktan büyük keyif alır. Kendisini geliştirmiş ve geliştirmeye devam eden biridir.

 

Alınteri: Eş olarak nasıldır?

Nuray Çevirmen: Bütün insanlara davranışı evdeki eş olarak davranış hukukunu da barındıran bir şey. Evde eşe çok iyi olup da dışarıda ya da başka alanlarda nahoş olmak ya da evde eşe nahoş olup da dışarıda ya da başka alanlarda çok iyi olmak ikimizin de hoşuna giden bir şey değil. Her iki durumda da aynı olması benim ona sevgimi pekiştiren bir şey.

 

Alınteri: Birlikte geçirdiğiniz zaman içinde hiç ters bir davranışıyla karşılaştın mı?

Nuray Çevirmen: Hiç karşılaşmadım, hiç olmadı. Ben daha tersim. Problemler konusunda ben daha agresif olabiliyorum. O daha sakin, o törpülenmiş vaziyette. Kavga etmeyen biri olunca siz de kavga edemiyorsunuz haliyle.

 

Alınteri: Sen çok yoğunsun bu nedenle hiç sitem ettiği oldu mu?

Nuray Çevirmen: Fazla zaman geçirmememizden kaynaklı tabi bir eksiklik oluyor. Mesela cezaevleri ile ilgili bir rapor hazırlayacağım. Onu da bilen bir insan ve iş olarak da takip ettiği için geciktiği zaman bu konuda ikaz eder. ‘Rapor açıklayacaktınız hazırlığını yapmıyor musunuz?’ der. Ya da ‘Basın açıklaması için erken gitmen gerekmiyor mu?’ gibi daha çok teşvik edici şekilde olur; ki bu çalışmaların içinde olmamla da gurur duyduğunu belirtmiştir. Zaten bir arada olabilmemizin çimentosu da insan hakları savunucusu olmamızdır: Onun gazetecilik kapsamı içinde insan haklarına duyarlı olması ve bunu iş olarak da benimsiyor olması, yürekten aşkla bağlı olduğu iş olarak benimsiyor olması bizi bir arada tutan en önemli faktör.

 

Alınteri: Ev baskını ile cezaevine götürülmesi konusunda neler söyleyeceksiniz?

Nuray Çevirmen: Kesinleşmiş cezadan kaynaklı bu. Herhangi bir yerde GBT ya da bir şekilde olabilecek bir durumdu. Yakalama kararıyla ilgili herhangi bir bilgimiz yoktu. Ama istinaftan çıkan bir cezası vardı sonuçta

 

Alınteri: Sormak istediğim şey şu, bunu bilmek ve beklemek yaşamı nasıl etkiliyor?

Nuray Çevirmen: İnsanlara karşı açık bir yaşantımız var. Bu bir suç değil. O nedenle çok özel bir şeyimiz olmadı.  Haksız olarak isnat edilmiş gazetecilikten kaynaklı olarak insanlara suç düzenlemek ve bu doğrultuda karar alınması ve bir gazetecinin 30 yıldır medya içinde olan, her alanda çalışmış olan bir insanı alıp cezaevine koymak devletin utanması gereken bir fiildir. Onun için de kendince gerekli olan tedbirleri zaten devlet almış.  Evden insanı, kimliğini alp götürüp işlemlerini yapıp cezaevine koyarak devlet bir fiilde bulunmuştur. Ortada bir suç varsa, gazeteciyi alıp cezaevine koymaktır. Bu bir insanlık suçudur. Düşünceye karşı işlenen bir suçtur. Bu bir hak ihlalidir. Türkiye defalarca bu konuda mahkum edilmiştir. Ayrıca kendi iç hukukunda da bir hak ihlali olarak nitelendirilmiştir. Uluslararası sözleşmeye göre de bir insan düşüncesini ifade etmek için gazetecilik faaliyetinden dolayı alınıp cezaevine konulamaz. Bizim en çok kızdığımız nokta bu. Düşünceye nasıl zincir vurulabilir? İnsan zihnine nasıl zincir vurulabilir? Bir insanı alıp dört duvar arasına koymak… Devlet bunu bir çözüm olarak görüyorsa bu bir çözüm değildir. O bir gazetecidir. Üç bin tane öğrencisi de gazetecidir. Milyonlarca insan şu anda gazetecilik faaliyeti yürütüyor. Haber okuyor, dinliyor, sosyal medyada paylaşıyor. Bütün bu hak ihlallerine karşı seslerini yükselterek bir şekilde bilgi edinerek gazetecilik faaliyetini sürdürüyorlar. Bu çağda bir gazeteciyi demir parmaklıklar arkasına koymak, dört duvar arasına sıkıştırmak çağ dışı bir uygulamadır. Bunun bir pratiği de getirisi de yok. Bunun tek amacı toplum üzerinde korku yaratmaktır; ama bir yere kadardır ve bu da ters tepiyor. Bireylerin, toplumun bir patlama noktası var, bir dayanma sınırı vardır. Eşyanın tabiatına aykırıdır. Bir şeyin dayanabileceği bir basınç vardır. Bir mekanikçi, bir fizikçi ya da bunların hiçbirini bilmeyen biri bile bilir. Bir balonu alırsınız şişirirsiniz, belli bir noktaya kadar şişer eğer devam ederseniz patlatırsınız. Bu hayatın her alanı için de geçerlidir. Bir şeye siz ne kadar basınç, baskı uygularsanız eninde sonunda patlama noktası vardır ve patlayacaktır. Toplumu bu kadar baskı altına almanın hiçbir getirisi yoktur. Hepimizi üzüyor, hayatımızı zedeliyor, darbeliyor. Bu bir çözüm değildir. Bunun bir sonu yoktur. Kesinlikle ve kesinlikle demokratik hukuk anlayışına hakim olan sistem sağlanmalı ve antidemokratik sistemden vazgeçilmelidir. Gazetecilik bir suç değil, Hüseyin Aykol şahsında tüm gazeteciler ve düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde yatanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

Ayrıca Kontrol Et

Öyle Bir Kavşaktayız Ki!..

Halkın öfkesi her seferinde sandıkta eritilmiş olsa da yorgunluk ve yılgınlık ağır bassa da bir şey yapmalı. Hasan Hüseyin Korkmazgil ne güzel de söylemiş “Korka korka yaşamak ne!..”