Neşe Özgen’le Ufuk Turu: Çığlaşan Göç



Gazetemiz editörlerinden Oya Açan, sosyoloji ve antropoloji profesörü Neşe Özgen ile çeşitli boyutlarıyla göç olgusunu, gün geçtikçe çığlayan bu devasa sorunu nasıl ele almak gerektiğini ve mücadele araçları üzerine konuştu. Savaşlardan, iç savaşlardan, devlet terörü ve ayrımcı baskılardan canını kurtarmak için yaşadıkları yerleri terketmek zorunda kalan yüzbinler milyonlar var. İçine itildikleri koyu karanlık ve geleceksizlikten …


Gazetemiz editörlerinden Oya Açan, sosyoloji ve antropoloji profesörü Neşe Özgen ile çeşitli boyutlarıyla göç olgusunu, gün geçtikçe çığlayan bu devasa sorunu nasıl ele almak gerektiğini ve mücadele araçları üzerine konuştu.

Savaşlardan, iç savaşlardan, devlet terörü ve ayrımcı baskılardan canını kurtarmak için yaşadıkları yerleri terketmek zorunda kalan yüzbinler milyonlar var. İçine itildikleri koyu karanlık ve geleceksizlikten kurtuluş hayaliyle çıktıkları umut yolculuğunda geçtikleri her yerde krizin ve işsizliğin sorumlusu olarak görülüp düşman muamelesi gören milyonlarca insan oradan oraya savruluyor. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği 2021’de yayınladığı Küresel Eğilimler Raporu’na göre zorla yerinden edilmiş kişilerin toplam sayısı 2021’in sonunda 89,3 milyonu buldu. Önceki seneye göre yüzde 8, 10 yıl öncesine göreyse iki kat artış görüldü. Bu rakamlar, 8 milyar insanın yaşadığı dünyada her yüz kişiden en az birinin zulüm, çatışma, şiddet, insan hakları ihlalleri yüzünden evini terk etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Bunlardan 53,2 milyonu ülke içinde başka yerlere giderken, 36,1 milyon kişi yurtlarını bırakmak durumunda kaldı. Ülkesinden kaçanların 27 milyonu mülteci statüsünde görülüyor.

Mültecilik sorunu çok katmanlı çok boyutlu bir sorun. Ne salt insan hakları sorununa indirgenebilir ne de dayanışma ve yardımlaşma yoluyla çözülebilir. 

***

Bugün bu konuyu sosyoloji ve antropoloji profesörü Neşe Özgen’le konuştuk. Neşe Özgen Berlin Freire Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak çalışıyor ve 2015’ten beri sürgünde yaşıyor.

1-Bugün sorunu yaratan Batılı emperyalist ülkeler başta olmak üzere Avrupa toplumlarını teslim almış olan göçmenlik olgusunun temelinde ne yatıyor? Bu olgu neden bu son yıllarda bu denli çığlaştı?

2-Göçmenlik nasıl bir hal sence? Sen de ben de politik mülteci olarak başka ülkelerde yaşıyoruz. Sürgündeyiz. Göçün hem göçmenler açısından hem de göçtükleri ülkelerde yaşayan insanlar açısından ne tür handikapları oluyor? Göçmenlik halini hem sosyolojik açıdan hem de bir kadın olarak nasıl tanımlarsın.

3-Türkiye, dünyada en çok mülteci barındıran ülke. Türkiye’de bugün, çeşitli ülkelerden gelmiş olan 4 milyondan fazla göçmen yaşıyor. Türkiye’nin ardından gelen Kolombiya’da mülteci sayısı Türkiye’ninkinin neredeyse yarısı. Bu konu ülkede sadece siyasetçiler arasında değil toplumda da derin yarık ve saflaşmalara yol açmış durumda. İktidar kanadı bu yığılmaya “insani” bir kılıf geçirmeye çalışıyor ama hepimiz biliyoruz ki, Türkiye aslında para karşılığı Avrupa’nın sınır bekçiliğini yapıyor. Bu anlamda göçmenler için bir açık hava hapishanesi, bir toplama kampı. Bunu başı sıkıştıkça Avrupa’ya karşı şantaj aracı olarak kullandığını da biliyoruz. İktidar karşıtı çevrelerde de sorun başka türlü araçsallaştırılıyor. Birbirine zıt görünen bu tutumları hangi temele oturtuyor, nasıl değerlendiriyorsun?

4-“Göçmen sorunu” olarak tanımlanan sorunu nasıl ele almak gerekiyor? Bu durum konusunda sadece bir insan hakları sorunu mu “insani duyarlılık”, “dayanışma” ve “yardım” yaklaşımıyla yetinilebilir mi? Zorla yerinden yurdundan edilen insanlar istisnasız her yerde aşağılanma, yok sayılma, ötekileştirilme ve ırkçılığın kurbanı olmaktan kurtulamıyorlar. Dünyanın bütün halklarının acısını yaşadıkları ve kapitalizm varolduğu sürece sonuçlarından kaçınamayacağımız bu devasa sorun konusunda neler yapılmalı? 

Podcast programımızı Alınteri’nin Youtube ve Spotify hesaplarından izleyip dinleyebilirsiniz.

Ayrıca Kontrol Et

Sonuna Kadar Gitme Zorunluluğu

Öz savunma her şeyden önce bir bilinçtir. Karşı karşıya olunan saldırının kaynağını doğru tanımlama, onu tepeden tırnağa kavrama bilincidir. Sadece bedeni değil ruhu, kişiliği ve geleceği savunma eylemidir; hayatın her alanında savaşan Kürt halkının direniş ve hesap sorma geleneğinin sürdürülmesidir