Bahçeli’ler için “mucize” bu çürümüş gemiyi yürütebilmeleridir!



Depremde “mucize” ve “sırlar” bulan Bahçeli için esas mucize, on binlerce insanın ölmesine, milyonlarca insanın yaşayan ölüye dönmesindeki sorumluluklarının hesabının sorulmamasıdır!


 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli günler sonra dün -o da AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kuyruğuna takılarak- Hatay’a, oradan da Maraş’a geçti.

Resmi rakamlara göre 41 bin insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın hayatının altüst olduğu, çadıra-suya bile ulaşamadığı deprem için “mucize” ve “sırlarla dolu” tanımlarını kullandı. Mucize ve sır gibi hurafelerle konuşan Bahçeli için 41 bin insanın hayatını kaybetmiş olmasının bir anlamı yok demek ki! Öyle ya hurafelerde “mucize” ve “sır” aslında büyük felaketlere rağmen hiçbir kaybın olmaması anlamına gelir. Dile kolay o da resmi rakamlara göre 41 bin insan, 41 bin yaşam, halkı hurafelerle uyuşturmaya çalışan bu “devlet” için bir mana taşımıyor demek ki!

İşin bir yanı buyken diğer yanını da bunca acı içinde tehditlerini, küfürlerini devam ettirmesidir. Bugün Meclis’te yaptığı konuşmayla aslında “mucize” ve “sırlarla dolu” derken neyi kastettiği de biraz daha netleşmiş oldu. Halka hurafe sunan burjuva siyasetinin bu en uç temsilcisinin “mucize” ve “sırlarla dolu”dan anladığı bunca acı ve yıkıma rağmen halkın halen tepelerine çökmemiş olmasıdır. On binlerce can kaybına, milyonlarca insanın yerinden yurdundan olmasına, bir başına kalmasına rağmen tek bir istifanın bile gerçekleşmemiş olması, bu çürümüş düzenin şu ya da bu şekilde gemisini yürütüyor olmasıdır!

Meclis’te yaptığı konuşmadan anlıyoruz ki Bahçeli aslında günlerdir toplumsal bir kıyamet kopacak mı diye beklemiş! Bakmış ki kopmamış ve “mucize” de “sır” da tam bu noktada yüreğine ayan olmuş! 15 gün sonra sahnelerde boy gösterme cesaretini de hurafe salatası sözlerini de bundan aldığı cesaretle boca etmiş.

Keza bunca şeye rağmen iktidar teknesinin yürüyor olması sahiden de “mucize”dir.

Bugün Meclis’te yaptığı konuşmada o “mucizeye” güvenle şekillenmiş bir saldırganlık dozuna sahiptir.

15 Temmuz darbe girişimini “Allah’ın lütfu” diye heyecanla karşılayanların kendi darbelerini yaptıklarını biliyor, yaşıyoruz. Şimdi yerle bir olmuş kentlere, hayatını kaybetmiş on binlerce insana, bu yıkımdaki payı kadar sokakta acılarıyla bir başına kalmış halka bir çadır bile ulaştırmayan pratiğine rağmen bu çürümüş iktidar gemisi yoluna devam edebiliyorsa “biz bundan hangi musibetleri damıtırız” peşindeler. Onlar için “mucize” olan bu gerçeklik devam ederse Bahçeli’nin sürdürdüğü bu tehditler gerçek olacak.

Meclis konuşmasında tehdit salvosuna kaldığı yerden devam edebilen Bahçeli, eleştiri ve isyanla bu çürümüşlüğün adını koyan milyonlarca emekçiyi “zilletin etkisinde” diye tanımlıyor aslında. Bu etkinin büyüklüğünün de farkında. Tam da bu farkındalıkla “Yalan haber yayan, dedikodu çıkaran siyasi yamyamlığa heves eden kim varsa insanlığı kuşkuludur. Bunlara insan demek, insan olana saygısızlıktır. Depremden menfaat devşirmenin arayışında olanlar ahlaksızlığın markalarıdır. Bunları tek tek not aldığımız da bilinmelidir” diyor.

Ama hızını alamıyor. Dün deprem bölgesinin koordinatör valisi, Şırnak Valisi Osman Bilgin halka, “Malının yüzde 10’unu” memur ve işçilere ise “1 aylık maaşını bağışla” çağrısı yapmıştı. İlan edilen OHAL bunu da kapsıyor. Valinin bu açıklamayı kişisel görüş olarak yapmadığı belli. Nitekim kaldığı yerden Bahçeli de sürdürdü benzer açıklamayı. Halkın dayanışma seferberliğine düşmanca saldırırlarken dayanışmanın devam etmesinden, bu facianın ancak böyle altından kalkacağından dem vurdu. Vali kadar açık konuşmasa da aslında aynı şeyi söylemiş oldu.

Kendisi için “mucize” ve “sırlarla dolu” olan bunca şeye rağmen o çürümüş iktidar gemisinin halen yürüyor olmasıdır. Yürümeye devam edebileceklerini gördüklerindeyse yapmayacakları şey yoktur! İşçi ve memurların maaşlarına ya da gariban emekçinin bir evi varsa onun bir miktar bedelini almaya gelene kadar, estirecekleri terörü kestirmek bile güçtür!

Onlar için bu “mucize”nin devam etmesinin sonuçlarını kestirmek hem güç hem de değildir. Mesela izin vermemekte, mesele bunca şeye rağmen tek bir istifanın bile olmamasına karşı daha fazla seyirdi kalmamakta, mesele sorumluluklarının hesabını sormakta!

Ayrıca Kontrol Et

Öyle Bir Kavşaktayız Ki!..

Halkın öfkesi her seferinde sandıkta eritilmiş olsa da yorgunluk ve yılgınlık ağır bassa da bir şey yapmalı. Hasan Hüseyin Korkmazgil ne güzel de söylemiş “Korka korka yaşamak ne!..”