Serdar Ben: Geleceği bugüne getirmek



Serdar yoldaş sadece işçi çalışması yürüten bir sınıf devrimcisi değildi. Onda örgütü örgütleme, kadro yetiştirme konusunda “büyülü” bir aura vardı. Gittiği her yere tükenmek bilmez enerjisini taşırdı.


Serdar Ben’in yaşamına dair kısa bir özet yapar mısınız?

Serdar Dersimli emekçi bir ailenin çocuğuydu. Annesinin babası Ermeni soykırımı döneminde evlatlık alınmış biri. Bu açıdan hem Ermeni hem de Kürt/Alevi bir aileden geldiği söylenebilir. Kısacası bu coğrafyadaki ezilmiş, baskıya uğramış, kırımdan geçirilmiş hemen hemen tüm etnik-ulusal-mezhepsel farklılıkların yansımalarını çocukluğundan başlayarak hissetmiş, onların sonuçlarıyla daha o zamanlar karşı karşıya kalmış biri… TKP(ML) TİKKO gerillalarından/komutanlarından olan ağabeyi Hasan Ben, ’89 yılında Dersim’de çıkan bir çatışmada katledilmiş. Ağabeyin kişiliği-kimliği ailenin tümü üzerinde manevi bir etki yarattığı gibi, Serdar özgülünde gerek fiziki benzerlikleri gerekse Serdar’ın ailenin en küçüğü olması sebebiyle daha derin izler bırakmış.

’94 yılında köyleri yakılınca İstanbul’a göç etmiş aile. Serdar’ın o olaya dair sürekli anlattığı ve bilincinin derinliklerine işlemiş olan babasının çıplak bir şekilde karda bekletilmesiydi.

İstanbul’a geldiklerinde her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalan aile birçok zorluk yaşamış. Tüm göçertilen aileler gibi… Emekçi karakterleriyle bu zorlukların üstesinden gelinmiş. Hepsinin payına da işçileşmek düşmüş. Serdar ve ailenin tüm bireyleri (anne-baba hariç) konfeksiyon başta olmak üzere çeşitli sektörlerde çalışmaya başlamış. Serdar da henüz 14 yaşlarındayken konfeksiyon işçiliğine başlamış. Çok hızlı kavrayan bir yapısı olduğu için hızla makineci olmuş. Ailesinin anlatımları ya da o dönemki fotoğraflardan anlıyoruz ki ayakları makine pedalına yetişmeyecek kadar küçükmüş. O işçileşme sürecini özgüven kazanma süreci olarak anlatırdı. Aile ve çevresindekiler üzerinde saygınlık kurabilecek hızlı bir olgunlaşma süreci bu aynı zamanda.

Daha o sıralar köyden-mahalleden tanıdıkları arkadaşlarıyla bir “örgüt” oluşturduklarını, o örgüt adına yazılamalar yaptıklarını, birlikte eğlenip gündelik hayatı paylaştıklarını anlatırdı. Arkadaşları da o günlere dair sayısız anıyla onu yüreklerinde taşıyor halen -ki bazılarıyla daha sonra yoldaş da olmuş.

Yoldaşlarıyla tanışması da konfeksiyon işçiliği döneminde gerçekleşmiş. O zamanki Konfeksiyon İşçileri Derneği üzerinden buluşmuş ve o dernek daha sonra onun her şeyiyle sahiplendiği, örgütlenmesi için didindiği özel bir adrese dönüşmüş.

Çok sorgulayan bir yapısı vardı. Statik olan içinde ayrıksı çıkışlarıyla hemen örgütlenmemiş. Araştırmış, sorgulamış, eleştirmiş, ta ki ikna olana kadar… İkna olduktan sonra da bilimsel sosyalizmi yaşam felsefesi haline getirmiş. “Özel hayat”-devrimci hayat ikiliğini çok hızlı aşıp tüm benliğiyle mücadeleye dahil olmuş, ondan beslenmiş, onu beslemiş.

Örgütlenmeye karar verdikten sonra nasıl bir dönüşüm yaşamış?

Serdar gibi insanlar bir şeye karar verdiklerinde onunla tutkuyla ilişkilenir. İşçilik yaşamıyla mücadelenin görevlerini birleştirmekteki iradi çabası bile çok dikkate değerdir. Sabahın saat 05:30’unda başlayan çalışma yaşamından zaman kalmadığı için Marksist klasiklerin okunması başta olmak üzere kendisini ideolojik-siyasi olarak geliştirmek için yarattığı zaman geceler olmuş. “Kitap okurken uyumamak için yattığım kanepeyi tam açmaz, yarı açık vaziyette okurdum” derdi. Bilimsel sosyalizmin tüm köşe taşlarını, inceliklerini öğrenmek, hayatı ona göre yorumlayıp yaşamak için bunun zorunluluğuna inanmış bir komünistti. Sadece bir pratikçi değil aynı zamanda ideolojik-siyasi kavrayışla hareket eden bütünlüklü bir devrimci olmanın zorunlu olduğunu her fırsatta hissettirirdi.

İlkokulu ancak bitirebilmişti, ama tüm dezavantajlarını iradi bir çabayla alt etmek onu tipik özelliğiydi. Sadece ideolojik-siyasi gelişimiyle değil, mücadelenin ihtiyaç duyduğu her alanda yetkinleşme çabasıyla insanı hayrete düşürecek kadar ısrarlı bir çok yönlüleşme çabası vardı.

Örgütlenme süreci olgunlaştıkça ve o ideolojik siyasi yönlerden derinleştikçe işçi sınıfının birçok bölüğü içinde komünist çalışma yürütmekle tutkulu bir ilişki kurar. Konfeksiyondan sonra yoldaşlarıyla birlikte tersanelerde faaliyet yürütmek için orada işe başlar. Çok kısa sürede genişleyip derinleşen bir örgütlenme çalışması olur bu. Tersane İşçi Kurulu, işçiler-aileleri ve çocuklarıyla bütünleşmiş özgün bir örgütlenme modeli de olur. Orada yarattıkları politik etkiyle teke tek işçi örgütlemenin ötesine geçip alanı harekete geçirecek bir güce-ağırlığa ulaşırlar.

Yine yoldaşları ve dostlarıyla birlikte yürüttükleri fırın işçilerinin örgütlenme çalışması da onun açısından özel bir deneyim olur. Fırın fırın dolaşmak, işçilerle yatıp kalkmak, bu kadar dağınık bir alanda ele avuca gelecek bir derinliğe ulaşmak devrimci kişilik ve karakterinin olgunlaşmasında özel bir deneyim olur.

Sınıf içindeki deneyimleriyle inşaat işkolunda örgütlenme çalışmaları yürütürken bu niteliklerine yeni nitelikler katmak için bıkmak bilmez bir çaba içindeydi.

Serdar sadece işçi sınıfı çalışması mı yürüttü?

Serdar’ın devrimci kimliğini-kişiliğini şekillendiren esas olarak bu çalışmadır. Sınıf sezgileri çok gelişkindi. İşçinin psikolojisini hızla kavrar, onda manevi-moral bir karşılık yaratırdı. Varlığını, kimliğini yukardan söylemlerle değil usul usul hissettirirdi.

Ama Serdar sadece işçi çalışması yürüten bir sınıf devrimcisi değildi. Onda örgütü örgütleme, kadro yetiştirme konusunda “büyülü” bir aura vardı. Gittiği her yere tükenmek bilmez enerjisini taşırdı. Konuştuğu herkeste bir değişimin kapısını aralardı. Söylediği her şeyle güçlü-samimi bir ilişki kuran, yaşamıyla-söyledikleri özdeşleşen tüm devrimciler gibi. Genç devrimcilerin devrimcileşmesinde oldukça başarılıydı. Onlarla sadece verici-didaktik bir ilişki kurmaz, doğal akışı içinde kaynaşırdı. Karşılıklı etkileşime dayalı bir ilişkilenme… Serdar bir kitap okumuşsa onun ışığını mutlaka çevresine taşıyan, temas ettiği herkese okutabilen bir dinamizme sahipti. Bir alanda örgütlenme çalışması yürütüyorsa o alanın sorunlarını adını koymadan hemen tüm yoldaşlarıyla tartışır, görüş alır, onları sorun çözmenin parçası haline getirirken aynı zamanda onlardan esinlenirdi.

Sorun ve sıkıntının olduğu bir yer ya da bir birey karşısında onu görünce şöyle bir doğrulduğunu hissederdiniz.

Kendisini yenilemek konusunda ender bulunacak bir iradeciliği vardı. Burjuva eğitimi anlamında altyapısı olmayan, hayatı atölyelerde, tersanelerde… geçmiş Serdar, aynı zamanda kolektifinin ihtiyacı varsa ne yapıp edip web tasarımını da öğrenen bir komünistti. Gerekirse günlerce uyumaz, ama o sorunu çözmeye, o ihtiyaca yanıt olmaya çalışırdı.

10 Ekim’e nasıl bir ruh haliyle gitti?

Serdar Kobanê döneminden çok etkilenmiş bir komünistti. Oraya fiziken gidemedi, ama o dönem çalışma yürüttüğü sendika üzerinden “Bir tuğla da sen koy” şiarıyla sağlık ocağı yapılması için kampanya başlattılar. Çok geniş bir çalışmaydı bu, birçok yerde stantlar açıldı, ajitasyon-propaganda yapıldı. Azımsanmayacak bir maddi yardım da toplandı. Siyaseten anlamlı, bir sendika açısından cesur bir hamleydi. O kesitle özerk yönetim direnişleri iç içe geçti. Bütün devrimci ve komünistler gibi o da bu süreçten çok etkilendi. Bu cephede anlamlı bir şey yapamamak, yaşanan zulme karşı bir barikat örememek tarihsel olarak hepimizi yaralıyordu. Travmatik bir süreçti yani… Tam da bu noktada böylesine bir mitingin organize edilmiş olmasını anlamlı buldu doğal olarak. O sürecin ağır duygusal yükleri, tarihsel görev ve sorumluluklara gereken yanıtı verememenin acısı, öfkesiyle gitti mitinge. Kürt halkının yaralarına, acılarına bir parça da olsa uzanabilmek için…

Kısa, dolu dolu yaşadı, bu sayfayı “halkların kardeşliğine bir tuğla da olsa koymak” isteği ve bilinciyle tamamladı.

Acelesi vardı geleceği bugüne getirmeye, tüm komünist ve devrimciler gibi o ideallerle dopdolu olarak o alanda düştü… Ölümsüzleşerek…

Birleşik Devrim Dergisi

EKİM – KASIM 2023 SAYI: 37

Ayrıca Kontrol Et

Özak Tekstil işçilerine jandarma saldırdı!

Özak Tekstil’in Urfa’daki fabrikasında sendika seçme haklarına yapılan saldırıya karşı 10 gündür direnen işçilere jandarma saldırdı Grev kırıcıların içeri girmesini engellemek isterken saldırıya uğrayan işçilerden 15’i ve BİRTEK-SEN yöneticileri Mehmet Türkmen, Deniz Kar, Mazlum Ayçiçek gözaltına alındı. Saldırıdan sonra içerdeki işçilerde çıkmak istediklerini belirtti