Siz Yardım Edilecek Engelliler İstiyorsunuz, Biz İse Ortadan Kaldırılmış Engeller!



Her engellenmişlikte ve aşağılanmada bizim ağzımızın tadı kaçıyor. Belki ağzımızın tadı kafamızı kuma gömerek değil, bir şeylerle yüzleşerek gelir.


Burak Sarı

Victor Hugo’ya atfedilen şu söze pek çok yerde rastlamışızdır: “Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk.” Bu söz, sınıflara bölünmüş dünyanın eşitsizliğini ve ikiyüzlülüğünü anlatmak için bir araç adeta. “Kral çıplak” demek. Hiç üzerine düşündünüz mü bilmem. Yoksul emeğiyle servetlerine servet katan zenginler, yoksullaştırdığı emekçilere “hayır” adı altında kırıntılar veriyor. Hatta onların emeğinin kırıntısını. Sonra da alkışlanıyorlar. Vicdanlar cilalanıyor. Bu gerçekliği bilmeyenimiz yoktur.

Peki bu durumun farklı bir versiyonunun engelliler için geçerli olduğu üzerine kafa yoranlarınız var mı? Sosyal model, engellerin toplumsal koşullardan kaynaklandığı haklı tespitiyle ortaya çıkmıştır. Bugün onun bile yetersiz kaldığı bir aşamaya girdik ama ana tespit hâlâ geçerli. Engellilik bir yeti çeşitliliğidir ve farklılıklarımızı engele dönüştüren toplumsal koşullardır. Yani engellilik insan yapımıdır. Temcit pilavı gibi bu gerçekliği sürekli tekrarlamamızın nedeni, bu gerçeklik kavrandığında her şeyin kökten değişeceğidir.

Peki neden anlatamıyoruz?

Toplum ve engellilik ilişkisi, belli bir kesim engelliler ve toplum arasında rıza ilişkisiyle yürüyor. Bu ilişki büyük oranda sahtekârlık üzerine kurulu. Herhangi bir alanda var olamayan bazı engelliler çok basit şeyleri yaptıklarında toplumun onları aşırı yüceltmesinde kendilerini buluyorlar. Oysa toplum da ilgili kişinin yaptığı şeyin çok basit olduğunun farkında ama sağlamcılığın verdiği üstünlük duygusuyla, aslında başarı olmayan bir şeye başarı diyerek “yüce gönüllülük” gösteriyor. Engelli kişi de bunun farkında ama haklı olarak ilgi görmek ve onore edilmek hoşuna gidiyor. Burada bizim gibi diken dilliler devreye girip şunu söylemese her şey yolunda aslında: “Toplum engellilere eşit koşullar sağlayıp hak edilen başarıları alkışlamalı.” Bunu dediğimizde bütün dengeler sarsılıyor. Aslında bugünün konusu tam da bu değil. Bugünün konusu riyâkarlığın ve popülizmin engelli hareketine verdiği zarar.

Sokakta yürüyen bir engelliye yardımcı olmamak ayıp karşılanır. Peki o sokağı engelliler için erişilemez kılmak neden aynı şekilde kınanmıyor? Kaldırıma arabasını çektikten sonra o arabaya çarpmamam için koluma girmek; işçilerinin emeğinin karşılığını vermeyen bir fabrikanın, o işçilerin çocuklarına “hayır” yapmasından farklı mı? Hastanede, bankada sıra beklemememiz gibi çok başımıza kakılan bir kural var. Peki sırayı takip edebileceğimiz bir düzenek var mı? Bu tür kurumların erişilebilirliğini gözetmeyenler, pozitif ayrımcılık uygulayarak eşitsizliği derinleştirip insanların engellilere tepki duymasına neden oluyor.

Bana bu yazıyı yazdıran Twitter üzerinden yapılan bir çağrı aslında. Engelli maaşları düşük olduğu için bazı yayın kuruluşlarının engellilere bedava abonelik vermesi gerekiyormuş. Tabii bizim düzenlediğimiz hak temelli kampanyaların yüzüne bakmayanlar, anında o çağrıyı paylaşmışlar. Hem de vıcık vıcık duygusal sözlerle. Yani, yapımlarında sesli betimleme, altyazı, işaret dili gibi erişilebilirlik koşullarını yerine getirmeyen kuruluşlar engellilere ücretsiz abonelik sağlayıp elini yıkayacak! Uygulamaları ve web siteleri bile erişilebilir olmayan bir platform bedava olsa bile ne kadar verimli kullanılabilecekse… Birisi “Hayata pek çok alanda engelli başlayan dostlarımıza ücretsiz abonelik vermeniz bir şey kaybettirmez size” demiş. Hayır efendim, öyle değil. Ben ücretimi herkesle aynı oranda ödemeliyim, karşılığında da herkesin erişebildiği düzeyde erişebilmeliyim ilgili hizmete. Böyle al gülüm ver gülüm olayı bazılarının hoşuna gidiyor olabilir ama bizim gitmiyor. Sokakta insanların cebimize para sıkıştırmaya çalıştığı bir ortamda, kimse çeşitli firmalardan pozitif ayrımcılık dilenemez.

Yine biraz ağız tadı kaçırdık sanırım. Ziyanı yok. Her engellenmişlikte ve aşağılanmada bizim ağzımızın tadı kaçıyor. Belki ağzımızın tadı kafamızı kuma gömerek değil, bir şeylerle yüzleşerek gelir. Hem birilerinin ağzının tadı yoksa sizinkinin de olmamasında problem yok. Haksız mıyım? Ne dersiniz?

Ayrıca Kontrol Et

Sonuna Kadar Gitme Zorunluluğu

Öz savunma her şeyden önce bir bilinçtir. Karşı karşıya olunan saldırının kaynağını doğru tanımlama, onu tepeden tırnağa kavrama bilincidir. Sadece bedeni değil ruhu, kişiliği ve geleceği savunma eylemidir; hayatın her alanında savaşan Kürt halkının direniş ve hesap sorma geleneğinin sürdürülmesidir