NORMAL Olmayan Söylemler



Güçlü bir SESle bu kalıpları, düşünceleri artık kaldırmalıyız. Çünkü engellilerle ilgili kalıplaşmış önyargılar, toplumla bütünleşmelerinde büyük bir engel teşkil etmekte ve bu kalıplaşmış önyargılar, toplumsal bütünleşme noktasında önem taşımaktadır


Cansu Kaplan

Bu yazımda engelliler konusunda bilinçaltımızdaki kodların günlük konuşmalara yansımalarından bahsetmek istiyorum. İnsanlar konuşurken bilinçaltında olan kavramlar kendini serbest bırakıyor. Aslında biz engelli kadınlar, karşımızdaki bireylerin rencide edici sözlerine çok fazla maruz kalıyoruz. Kadın olduğumuz için cinsiyetçi söylemlere, engelli olduğumuz için durumumuza yönelik söylemlere… Umarım bu yazı bir farkındalık yaratır, çünkü kullanılan dil çok kırıcı hale geldi.

Biz engelli kadınlara bakış açısı; bizler “Yaratıcı/Yaratan” tarafından işlediğimiz bir “günah” veya “suç”un karşısında “engelli” olarak “ceza”mızı çekiyoruz. “Cezalı” olduğumuz için de günlük konuşmalarda kullanılan kalıp sözler maalesef bizler için “güzel”i ve “doğru”yu anlatmıyor. Genel olarak çok rahat bir şekilde mahallemizde, okullarda, çalıştığımız yerlerde, hayatın her alanında bizlerle ilgili “topal, sağır, kör, dilsiz, lallik, deli, kolsuz, parmaksız, kambur, cüce, çolak, kısır…” ve benzeri gibi sözleri kullandıklarını duymuşsunuzdur. Olay bunlarla kalmıyor tabii ki. Mevcut durum hoş değil, bu sözler herkes tarafından kullanılıyor ancak değiştirmek elimizde… Bir yerden başlayalım…

Öncelikle biz engelli kadınlara çok kullanılan bir kalıp var. “SAHİP”. İnsan olduğumuz için bizim sahibimiz yok, olmasına gerek yok. Minnetsiz şekilde desteklenmeye ihtiyacımız var.

Ben 10 sene gebe hemşiresiydim ve doğacak çocuklarını sabırsızlıkla bekleyen çiftlere, cinsiyetlerini sorduklarında istisnasız “Kız veya erkek olsun hiç fark etmez. Yeter ki ELİ AYAĞI DÜZGÜN OLSUN” diye cevap verilir. Bu cümleyi belki sizler de kurmuş olabilirsiniz. İyiniyetlisinizdir. Ancak ben bu cümleyi duyduğumda çok üzülürüm. “ELİ AYAĞI DÜZGÜN OLSUN DA”. Elbette herkes bebeğinin sağlıklı doğmasını ister, eli ayağı düzgün olsun ister… Peki düzgün olmasa ne olacak? Dünyanın sonu mu? Gerçekten ben de isterdim ayağımın düzgün olmasını… 1.70 cm boyda olmayı… Ancak değilim. Dünyanın sonu gelmedi. Bu cümlenin yerine “SAĞLIKLI OLSUN” demek daha masum… Daha iyiniyetli. Böylece biz engelli insanların da incinmesi önlenmiş olunur…

Kadın kimliğimin önüne geçen engelli kimliğimden dolayı çokça duyduğum bir cümleyi de paylaşmak istiyorum. Tabii sadece kadın kimliğime kalsa da aynı cümleyi duyacağıma inanıyorum, çünkü yaşım topluma göre bekar kalmaya uygun değil. Bir “SAHİB”e ihtiyacım olduğu düşünülerek sürekli KÖR TOPAL DEME BİRİSİNİ BUL!” cümlesi ile karşı karşıyayım. “Zaten durumundan ve yaşından kaynaklı, seni ancak kör topal bir engelliden başkası almaz” cümlesiyle kaç kez karşılaştım ben de bilmiyorum. Küçümsemenin kaçıncı seviyesi… Her kör topal olan engelli özellikle de kadın engellilerin karşısına kim çıkarsa çıksın tercih yapma hakkı yokmuş gibi, hisleri yokmuş gibi davranıyoruz. Onlar kimseyi sevemez, beğenemez, önlerine kim çıkarsa çıksın her geleni kabul etme zorunluluğu varmış gibi bir algı yaratılıyor. Bunun yerine “kişiliği, karakteri güzel olan birini bul” dense engelliler de küçümsenmemiş ve rencide edilmemiş olmaz mı? Mesela yaşımdan, engelli durumumdan ve kadın olmamdan kaynaklı kullandıkları başka bir söz de “KÖR ATIN KÖR ALICISI OLUR” ya da KÖR SATICININ KÖR ALICISI OLUR.” Şimdi bu şekilde beni motive mi ettiler? Anlamadım, işin içinden de bir türlü çıkamadım.

“KÖRLE YATAN ŞAŞI KALKAR”, “TOPALLA GEZEN AKSAMA ÖĞRENİR” kalıplarına gelelim. Genellikle “değersiz, kötü, ahlâksız kişilerle ilişki kurup arkadaşlık yapan kişilere uyarı için kullanılır. Sanki gözleri görmeyen, aksayan tüm kişiler böyleymiş gibi… Benim bir ayağım diğerinden 7 cm kısa ve aksıyorum. Çok fazla engelli arkadaşım var. Keza Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık kavramını hatırlatmak istiyorum: “Sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir.” Yani sizlerin sağlıklı birey dediği kişiler de ahlâksız, değersiz ve kötü kişiler olabilir. Bunun bizimle alâkası yok.

Birçok kişi hayatında bir kez de olsa aynı hataları üstü üste yapmıştır. Bunun da sağlıkla veya engellikle bir alâkası yoktur ancak kullanılan kalıp yine bizlerin durumu ile ilgili olmuştur. Mesela “KÖR BİLE DÜŞTÜĞÜ ÇUKURA BİR DAHA DÜŞMEZ” sözünde ötekileştirilme söz konusu.

KÖRLER SAĞIRLAR, BİRBİRİNİ AĞIRLAR.” “Toplum içinde önemsenmeyen kişiler birbirlerine değer verir, saygı gösterirler.” şeklinde açıklanırken kimi yerde de: “Bedensel engelleri veya farklı özelliklerinden dolayı toplum tarafından önemsenmeyen, ciddiye alınmayan, dışlanan insanlar birbirlerini daha iyi anladıkları için bir arada olurlar, birbirlerine yakınlık gösterip, destek olurlar” şeklinde açıklanıyor. Hani topluma karışmamızı istiyordunuz. İnsan haklarına göre her insan değerli değil mi?

SAĞIRA SÖZÜNÜ, KÖRE YÜZÜNÜ SÜSLEME, YORULURSUN.” Bu kalıp için yazıyı okuyan okuyucularımıza şunu sormak istiyorum. Gözleri gören ve kulakları duyan herkese kendinizi gerçekten ifade edebiliyor musunuz ya da bu kişiler sizleri gerçekten duyuyor ve görüyor mu sanıyorsunuz? Hiç sanmıyorum! Eğer öyle olsaydı bölgeye, deprem illerine, savaşlara, haksızlıklara karşı birçok kişi GÖRMEDİM, DUYMADIM, BİLMİYORUM” şeklinde yaklaşmazdı. Yani durumun yine bizle ilgisi yok.

Karşımızdakine hakaret etmek için kullandığımız sözlere gelelim OĞLUM SAKAT MISIN SEN?”, “SEN KAFADAN SAKATSIN!”, “ÖZÜRLÜ MÜSÜN NESİN?”, “BU İŞTE BİR SAKATLIK VAR!”, “BAKAR KÖRSÜN SEN!” “SAKAT SAKAT KONUŞMA ÇEK GİT BAŞIMDAN”, “ALLAH VURMUŞ SANA BİR DE BEN VURMAYAYIM”, “HÂLİNE BAKMIYORSUN GELMİŞ KONUŞUYORSUN!” Gördüğünüz gibi hem cinsiyetçi hem engellileri aşağılayıcı sözler… Yani liste çok kabarık. Hangi birine değineceğimi bilmiyorum

Söylemiştim ben 10 sene gebe hemşireliği yaptım. Topluma göre ben “TOPAL”ım. İşe ilk başladığımda 22 yaşındaydım. Genel bir algı varmış ben o zaman gördüm. “TOPAL” insanların nazarı değermiş. Oysa ben orada hemşireydim. Hastalarla iletişim halinde olmam gerekiyordu. Oysa ben kaç haftalık gebe olduklarını öğrenemiyordum çünkü NAZARDAN KORKTUKLARI İÇİN BANA GEBE OLDUKLARINI DAHİ SÖYLEMEK İSTEMİYORLARDI. Uzak durmak istiyorlardı benden. Ancak zamanla ben geri çekilmeyerek bu algıyı hem hastalarda kırdım hem de sağlık emekçilerinde kırdım. Tabii ki kolay bir süreç değildi. Zamanla hastalarımla çok güzel iletişim kurdum. Ancak bu sadece kendi çevremde kalmasın istiyorum. Bunu hep birlikte yapalım. Güçlü bir SESle bu kalıpları, düşünceleri artık kaldırmalıyız. Çünkü engellilerle ilgili kalıplaşmış önyargılar, toplumla bütünleşmelerinde büyük bir engel teşkil etmekte ve bu kalıplaşmış önyargılar, toplumsal bütünleşme noktasında önem taşımaktadır.

Evet bu kalıplar, önyargılar kolay kalkmayacak. Ancak 21. yüzyıldayız. Bunu yapmalıyız. Eksikliklerimiz ve fazlalıklarımız bizi ötekileştirmemeli. Unutmayalım ki hepimiz bir bütünüz hepimizin bir eksikliği ya da fazlalığı var. Eksikliğimiz ya da fazlalığımız ayrımcı ve ötekileştirici tutuma maruz kalmamızı gerektirmez. Her insanın da bir eksikliği, eksikliği olduğu kadar da fazlalığı var. Oysa bilinmeli ki “MÜKEMMEL İNSAN” yok… Hepimizin bir kusuru (!) var ve biz birbirimizin kusurlarıyla hem eril dilden hem bu kullanılan yanlış kalıplardan kurtulmalıyız. Hepimiz birbirimizin eksikliklerini tamamlayarak bir bütün olabiliriz. Çünkü NORMAL olan bu.

Ayrıca Kontrol Et

Kadın sorunu: Hem çok eski hem çok yeni hem de çok uzun bir yol -III

Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan bir yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır.