Göz Doktorları Mesleğin Sınırlarını Görmüyor



Bireyin sahip olduğu yeteneklerle kendine ve toplumdaki diğer bireylere kazandıracakları, hayata dair beklentileri, yaşam hakkı, hayalleri, düşünceleri, kısacası bireyin birey olmaktan doğan özellikleri söz konusu yeti farklılığı olanlar olunca tamamen anlamsız hale geliyor


Sevgi Mart Göcen

Merhaba sevgili dostlar. Bu ay sizlerle kişisel bir deneyimimden yola çıkarak “sağlamcılık” kokan tıp dünyasını biraz evirip çevirelim istedim.

Aralık ayı içerisinde oğlumu göz doktoruna götürdük. Doktor kontrolleri yaptıktan sonra kök hücre tedavisi önerdi. Doğal olarak risklerini sorduk. Bize verdiği cevap: “Zaten görmüyor, daha ne olabilir ki” oldu. Ben ısrarla sorumu yineleyince, “Söyledim ya, zaten görmüyor, daha kötü ne olabilir? Kaybedecek neyiniz var ki? Kök hücre tedavisine alalım” şeklinde bir açıklama yaptı. Öyle ya, oğlum zaten az gören bir çocuk. İşte efendi efendi tedaviyi deneyelim. Zaten görmüyor, değil mi? Başka ne kaybedebiliriz. Neden fazlaca sorguluyoruz? Bozuk olanı tamir ettirip hayatımıza devam edelim. Ama o bozuk düzelirken başka şeyler de bozulursa, nasılsa onları da düzeltme imkanı var. Eh düzelmezse de zaten bozuktu, çok dert edecek bir şey yok!

Biz yeti farklılığı olan bir ebeveyniz. Yeti farklılığının düzeltilmesi gereken bir bozukluk olmadığının bilincindeyiz. Yeti farkı esas alınarak yapılacak düzenlemelerle bireyin hayatını erişilebilir biçimde devam ettirebileceğinin; kişiliğinden gelen tüm özellikleri, yetenekler, aldığı eğitim ve edindiği tecrübe ile kendisi ve çevresindekiler ile toplum için maksimum faydayı üretebileceğinin farkındayız. Çocuğumuzu en doğru bildiğimiz biçimde yönlendirebileceğiz. Ancak o doktorla muhatap olan birçok ailede böyle bir farkındalık söz konusu değil. Yeti farklılığını hayatın sonu olarak görüp çaresizlik içinde kıvranıyorlar. Önlerine bir imkan sunuluyor. Süslü kutular içinde ve onlar için altın tepside. Aile gözü kapalı atlıyor bu çözüme. Hem psikolojilerini hem ekonomilerini altüst edecek bir serüvene başlıyorlar. Ucu görünmeyen bir tünelde şarkılar söyleyerek hoplaya zıplaya gidiyorlar. Ya tünelin ucunda onların hayal ettiği gibi bir ışık olmazsa ya da o ışık yanar ama başka ışıkları söndürürse, içine düştükleri çaresizlikle aslında hayatı dolu dolu yaşayacak bir insanın hayatını elinden alıyorlar. Hem kendileri hem de hayatı hakkında karar verdikleri insan için içinden çıkılmaz bir çaresizlikte bocalıyorlar. O insan biraz büyüyüp kendi mücadelesini verene kadar kaybettiği zamanın hesabı ise kimseden sorulmuyor. Oysa, sözüm ona toplumu yönlendirecek olan tıp hekimi uygulamayı planladığı tedaviyi, bu tedavinin başarı oranını, tedavi sonucunda hedefledikleri sonuca ulaşamazlarsa da bunun dünyanın sonu olmadığını; doğru yönlendirmelerle yeti farklılığı olan insanın hayatını idame ettirmesinin elbette ki mümkün olduğunu anlatsa o kadar çok insanın kayıp zamanı kurtulacak ve toplumun kafası öyle değişecek ki bugün mücadelesini verdiğimiz birçok şey, biz uğraşmadan kendiliğinden gerçekleşecek.

Körlükle karşılaşmış her insanın başına gelen bir durumdu aslında yaşadığımız. Yıllardır göz doktorlarından, farklı muamele görmedik. Öyle ya, zaten görmüyoruz. Aldığımız eğitim, kişisel yeteneklerimiz, duygularımız, düşüncelerimiz, hayata dair beklentilerimiz, toplumda var oluş amacımız hep körlüğün etrafında ve önemli olan tek şey körlük. Diğerleri anlamsız çünkü biz körüz.

Önerdiği tedavi sonucu belki oğlumun genel sağlığı zarar görecek. Belki geri dönülmez sorunlarla karşılaşacağız. Belki bu sorunlar sonucunda yaşam hakkı kaybolacak. Ama bunların hiçbir önemi yok çünkü o bir kör ve tamir edilmesi lazım. Onun alanı için de körlüğünün düzeltilmesi tek hedef. Kör birinin toplum hayatında sorunsuz yaşayabilmesi için alınması gereken erişilebilirlik tedbirleri, bireylere körlüğün sadece bir yeti farklılığı olduğunun anlatılması, yaşanan sorunların temelinde körlük değil, toplumun normallere göre düzenlenmiş olmasının yattığı, oğlumuza küçük yaşta bağımsız hareket ve Braille öğreterek onu özgürleştirebileceğimiz gibi konular ise doktor bey için kuantum fiziği yakınlığında.

Evinizde bir elektronik eşyanız ya da arabanız bozulur ve tamirciye götürür ya da servis çağırırsınız. Tespit edilen arızaya göre “Bunun falanca parçasını değiştirmemiz lazım. Ama bu durumdan falanca sistemi de etkilenebilir” diye bir açıklama yaparlar. Ya da “Şöyle bir müdahalede bulunacağım ama bunu yaparken şurası da zarar görebilir” derler ve sizden onay isterler. Fakat söz konusu olan yeti farklılığı olan birisiyse, yapılacak müdahalenin yan etkileri hakkında herhangi bir bilgi vermeye gerek yoktur. Çünkü o kişi, toplumun “normal” kalıbının dışında bozuktur. Sistemi karıştıracak bir parçadır. Düzen içinde hata veren bir bölümdür. Dolayısıyla, bozukluğu düzeltilmezse sistem içerisinde olmasına da gerek yoktur. “Hedefe kilitlen ve uygula. Olursa sistemdeki bir sorun giderilmiş olur. Olmazsa da zaten çok önemli değil çünkü sistemi bozan bir parça ortadan kalkmıştır” mantığıyla yaklaşan anlayışa “tıbbi model” diyoruz.

Bireyin sahip olduğu yeteneklerle kendine ve toplumdaki diğer bireylere kazandıracakları, hayata dair beklentileri, yaşam hakkı, hayalleri, düşünceleri, kısacası bireyin birey olmaktan doğan özellikleri söz konusu yeti farklılığı olanlar olunca tamamen anlamsız hale geliyor. Öyle ya o kör, sağır, topal ya da otistik. Topluma ne kazandırabilir ki, nasıl hayâl kurabilir, nasıl düşünebilir, nasıl hissedebilir? Çünkü o insan değil. Tıbbi deneylere konu edilebilecek kadar değersiz, toplumun sırtına bir yük, yaşamı boyunca harcayacağı oksijen bile dünya için bir kayıp!

İnsanları tek yönüyle değerlendiren tıbbi model, bugün maalesef yasal düzenlemelerden toplum hayatına, iş yaşamından kültürel akımlara kadar her şeyin içine işlemiş. Kendini “normal” kabul edenler -ki sadece toplumun çoğunluğunu oluşturdukları ve tüm yaşam onlara göre düzenlendiği için- bu nitelemeyi yapmakta hak görüyorlar, yeti farklı olanların bir işi farklı yöntemler kullanarak yapabileceğini asla kabul etmiyorlar. Hele de bu insanlar tıp doktorlarıysa hastalığınız hakkında bilgi vermekten ilaçlarınızı nasıl kullanacağınıza, size uygulanacak tedavi sırasında neler yapılacağından bu tedavinin yan etkilerine kadar hiçbir konuda size bilgi verme ihtiyacı hissetmiyorlar. Çünkü siz onların gözünde bir insan değilsiniz. Bu bilgilendirmeyi de hak etmiyorsunuz. Tabii hangi işi yapıp yapamayacağınıza da karar verme yetkisi tanınmış bunlara. Harika bir eğitim aldınız, yetenekleriniz de çok iyi ama bir tıp doktoru sadece yeti farkınıza bakıp “Senden öğretmen olmaz” deme hakkını kendisinde bulabiliyor. İktidarın, biz olmadan bizim için aldığı kararlar sonucunda tıp doktorları küçücük bir çocuğun ileride hangi mesleği yapabileceğinden yetişkin bir bireyin nerelerde çalışabileceğine dair tüm değerlendirmeleri sadece sağlamcı bakış açılarıyla nitelendiriyor ve yönlendiriyor.

Elbette her zaman söylediğimiz gibi biz buradayız; o doktorların sağlamcı kalıplarını yıkmak, dünyaya eşitlik ışığını yakmak için. İnanmak istiyorum, bir gün o meşale parlayacak ve bu sağlamcı kafalar tek tek yok olacak.

Ayrıca Kontrol Et

Kadın sorunu: Hem çok eski hem çok yeni hem de çok uzun bir yol -III

Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan bir yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır.