“Lenin mi ölmüş, yazık oldu bize…”



Nazım Hikmet, otobiyografik romanı Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim Moskova’da 21 Ocak gecesi yaşananlara dair tanıklığını anlatıyor


Şehir kış gecelerinden birini daha yaşıyor. Kıyametin kopacağından haberi yok. Yalnız Moskova’nın değil. Paris’in, New York’un, İstanbul’un, Singapur’un, Pekin’in… Yeryüzündeki bütün şehirlerin haberi yok bundan. Yeryüzünde birkaç kişiden başka hiçbir kimsenin… Yeryüzünde yakında, çok yakında, 5 dakika sonra başlayacak yeryüzü depreminden haberi yok.

Şanuva Sineması’nın oraya geldik. Bir yerlerde kocaman yüksek tahta avlu kapıları birdenbire açıldı. Yanımızda mı önümüzde mi karşımızda mı fark etmedim. Kamyonlar, adamlar fırladı avlu kapısından. Ve bir feryat işittim. Herhalde bağıran birçok insandı o anda. Ama bana bir tek insan feryat ediyormuş gibi geldi. Işıklı telaşlı upuzun caddeden geceden soğuktan güçlü bir tek insan feryat etti: Lenin öldü!

Sonra neler oldu? Olanları parça parça gördüm. Zaman sırasıyla da değil. Karmakarışık. İşittiklerimi de öyle işittim. Avlu kapısından dışarı fırlayanların elindeki gazeteler kapışıldı. Önümde bir tramvay durdu. Bir anda boşaldı. Bütün tramvaylar durdu. Hepsi boş. Hiçbir şey işitmiyorum. İhtiyar bir adam ağlıyor. Kalpağını çıkarmış göğsüne bastırmış. Dazlak da… Ağlıyor… Kızaklar durdu. Kızaklar bomboş. Sinemalar boşaldı. İçeride yangın çıkmış gibi dışarı fırlıyor kalabalık. Lokantalar da öyle. Evler de. Caddeye boşalıyorlar. Tverskaya Caddesi, gazete satıcılarının etrafında itişen kakışan insan kümeleriyle kaplanıverdi. Bir vatman, tramvayın basamağına oturmuş ağlıyor. Demin gördüğümüz al yanaklı kız ağlıyor. Kerim ağlıyor. Elinde gazete. Ama ben, hiçbir şey işitmiyorum. Bütün gördüklerim uçsuz bucaksız bir akvaryumda geçiyor. Biri düştü yere. Biri daha… Kucaklaşıp birbirleri ardına ağlayanları görüyorum. Ama ses seda yok.

Biri kolumdan çekti. Dönüp baktım, bumburuşuk bir kocakarı. Boyu da çok kısa, gocuklu da. Başını da şalla sarmış. Kolumdan çekiyor. Dişsiz ağzıyla bir şeyler söylüyor, anlamıyorum. Eğildim. Altı yedi yaşlarında bir kız çocuğunun sesi. Altı yedi yaşlarında bir kız çocuğunun korkusuyla soruyor: Lenin mi ölmüş? Başımı sallıyorum. Ölmüş demek. Haç çıkaracağını sanıyorum. Ama çıkarmıyor. Kolumu bırakıyor: Yazık oldu bize. Tekrarlıyor: Yazık oldu bize, yazık oldu bize, yazık oldu bize.

Ses kalınlaşıyor, büyüyor, büyüyor, boyuna genişliyor. Masal şişesinden çıkan dev gibi. Sonra ansızın kayboluyor. Ve ben ansızın işitiyorum. On kişinin, hatta belki daha çok, yirmi kişinin bir arada hıçkırdıklarını dedemi gömdüğümüzde işitmiştim. Ve yüz kişinin hıçkırdığını işitmek olur. Ama bütün bir şehrin bir tek ağızdan hıçkırması! Bu sesi beş on dakikadan fazla işitemiyorsun. Ya da işitiyorsun da, sinirlerini, aklını fikrini korumak, delirmemek içgüdüsüyle işitmez oluyorsun. Ve kulağına sağdan soldan, önden arkadan artık o ses değil, bir başına ağlamalar geliyor…”

Nazım Hikmet, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim

Ayrıca Kontrol Et

Depremden Bir yıl Sonra Değişen Bir Şey Yok

“Şubat 2023 Depremleri 1. Yıl Raporu” yayınlandı