Sesimizi duyun…



Cinsel istismara maruz kalan gruplar açısından incelendiğinde özel gereksinimli bireylerin cinsel istismara maruz kalma oranlarının toplum genelinden daha yüksek olduğu özel gereksinimli bireyler içerisinde ise en çok zihinsel ve görme engelli olan kişilerin cinsel istismara maruz kaldığı görülmektedir


Cansu Kaplan

Bu hafta engelli kadınların yaşadıkları şiddet ve istismar boyutunu, sizleri sıkmadan ele almaya çalışacağım.

Şiddet aslında uygulanan kaba kuvvetlerin hepsini kapsamaktadır. Fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik…

İstismar etmek ise iyiniyetin kötüye kullanılması, kişinin rızası ve iradesini gözardı ederek sömürmek anlamına gelmekte.

İstismar, yaşamın her alanında, her yerde ve her koşulda… Gücü elinde tutanlar keyfi şekilde, kendisine göre güçsüz olan her şeyi, herkesi istismar edebilmekte. Sonuç; istismara uğrayan bireylerin kişisel mahremiyetleri, temel hak ve özgürlükleri açık bir şekilde ihlal edilmesi…

Engelli kadınlar istismarı ve şiddeti en çok yaşayan dezavantajlı gruplardan… Bizler; aile, yakın çevre ve komşudan başlayarak, evimizin olduğu sokaktan tutun hizmet aldığımız yerlerden ya da çalıştığımız işyerlerine kadar yayılan çok geniş alandan, her tipten sosyal, kültürel ve ekonomik edim sırasında fiziksel, psikolojik, cinsel şiddet vb. her türlü istismar ve kötü muamele objesi olmaya aday kişileriz. Birçoğumuz ne yapacağımızı, nereye şikayet edeceğimizi bilmediğimiz için hatta bu durumu normalleştirdiğimiz için kısır döngü gibi devam ediyor. Çünkü bizler “cezalı olan kişileriz”

Gerek toplumsal cinsiyet ve gerekse de engelliliğe yönelik önyargılar, biz engelli kadınların yaşadıkları özellikle psikolojik, fiziksel ya da cinsel şiddetin görünürlüğünün önüne geçiyor. Daha çok yardım veya destek sunma bahanesiyle, görme engelli kadının bedenine beklenmedik şekilde (beline-omzuna) dokunma, elini tutma gibi eylemler, “yardım etmek istemiştim” bahaneleriyle örtülmeye çalışılıyor. Aynı şekilde, tekerlekli sandalye kullanan bir kadının, rızası olmaksızın sandalyesine müdahale etme eylemi de tekerlekli sandalye kullanan kadınlar tarafından mahremiyet alanlarına yönelen bir taciz eylemi olarak ifade edilmektedir.

Tekerlekli sandalye kullanan bir kadını sandalyesinden düşürme, engelli kadının tekerlekli sandalye, baston ya da yardımcı araçlara erişimini engellemek, engelli kadınlara yönelik fiziksel şiddet şekilleri olarak yaşanıyor. Bunu en çok da yakınları yapıyor.

İstismar türleri içerisinde cinsel istismar belirlenmesi en zor olan, çoğunlukla bildirilmeyen ve uzun dönem ruhsal etkileri en güçlü olandır. Cinsel istismara maruz kalan gruplar açısından incelendiğinde özel gereksinimli bireylerin cinsel istismara maruz kalma oranlarının toplum genelinden daha yüksek olduğu özel gereksinimli bireyler içerisinde ise en çok zihinsel ve görme engelli olan kişilerin cinsel istismara maruz kaldığı görülmektedir. Ruhsal sorunlara ek olarak zihinsel yetersizliği olan bireylerin cinsel istismar sonrası bildirim oranlarının daha düşük, gebe kalma ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma risklerinin ise toplum genelinden yüksek olduğu bilinmektedir. Zihinsel yetersizliği olan kadınların cinsel şiddet failini (diğer şiddet şekilleri için de geçerli olabilmekte) tanımlamakta yaşadıkları olumsuzluklar, failin belirlenmesini güçleştiren engellerden… Şunu da özellikle belirtmek istiyorum bu grubun istismar oranı kırsal kesimlerde daha fazla.

Şundan bahsetmeden geçemeyeceğim. Ben 13 yıllık hemşireyim. İş hayatıma başladığımda bazı arkadaşlardan gördüğüm ve gerçekten çok zoruma giden bir durumu da paylaşmak istiyorum. Verildiğim birimlerde bazı arkadaşlar, sağ olsunlar beni düşündükleri için (!) yönetime gidip “biz engelli hemşire ile çalışmak istemiyoruz, onu tolore edemeyiz, arkadaşı buradan alın” şeklinde talepleri olmuş. Oysa daha neyi ne kadar yaptığımı ya da yapamadığımı bilmiyorlardı. Tanımıyorlardı bile beni. O dönem yönetimde olan ve şu an görevini sürdüren arkadaşlarımın desteğini gerçekten gördüm. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Örnekteki gibi biz engelli kadınlar çok fazla psikolojik şiddete maruz kalabiliyoruz. Arkadaş çevremizde plânlanan etkinliklerde arkadaşlarımız bizler adına söz hakkına sahipler. Bizlerin “etkinliğe katılamayacağı” düşünülür ve bize sorulmadan verilen bizlerin adına verilen kararlarla dışarıda bırakılırız, çünkü bizler “yetersiz” ve “güçsüz” kişileriz. Gözardı edilen kısım şudur: Bu davranışların çoğu kez, “iyiniyet duygularıyla ve zaten nasıl gidip gelecektin” gibi “korumacı” duygularla gerçekleştirildiği bahaneleri, “bireyin özerkliği” ve “iradesini” hiçe sayan sonuçlar ortaya çıkarması yanında uzun vadede psikolojik şiddet izlerini derinleştiriyor. Keza bende halen vardır bu hissiyat. “Arkadaşlarıma fazlalık olurum. Bensiz daha çok eğlenirler. Ben onları yavaşlatırım…” Bundan kaynaklı artık tek başıma eğlenmeyi öğrendim. Çünkü zamanında çok fazla ötekileştirildim. Artık biliyorum ki engelli kadın arkadaşlarım çok fazla güvensizlik, güçsüz hissetme, korku ve kaygı gibi durumları yaşadığı için yaşadıkları travma çok çok fazla. Çünkü önyargı ve ayrımcı davranışlara benim gibi çok fazla maruz bırakıldılar. Bize fırsat eşitliğini tanımayanlar bizim en yakın çevremiz. Gerisi zaten yapar.

Bu noktada sendikam KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) teşekkür etmek istiyorum. SES eşit temsiliyetten yana olduğu için eşbaşkanlık var sendikamda. Birçok kurumda engelli kadınların söz hakkı dahi yokken ben kendi şubemde yönetimdeyim. Bana bir kez olsun demediler “Sen bunu yapamazsın.” Hatta sürekli destek oldular. Bu desteği en çok da deprem dönemi hissettim. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Flört, sevgililik veya evlilik sürecinde pek çok engelli kadın, engelli olmaları nedeniyle, partnerleri tarafından “yetersiz” oldukları ithamlarıyla karşı karşıya kalmaları yanında, engelli olmaları nedeniyle “kadın” gibi olmadıkları gerekçesiyle partner olmaya değer görülmüyor ve psikolojik şiddete maruz bırakılıyor.

Kadın doğum hemşiresiydim. Gördüğüm ensest faili babalar, abiler, kuzenler, amcalar, dayılar veya komşular, engelli kadınlara çok rahat bir şekilde istismar eylemini gerçekleştiriyorlar. Çünkü karşılarında olan kadın ve kız çocukları engelli ve fiziken kendilerinden çok daha güçsüz. İşin garip tarafı, kızlarını, kardeşlerini, yeğenlerini, komşularını dışardan korumak için yapıyorlar ve kendilerine hak (!) İstismara maruz kalan engelli kadın veya kız çocukları, faile karşı koyamayacak kısıtlılıklarının ya da faili tanımlayabilme olanaklarının yarattığı olumsuzluklar nedeniyle, şiddet karşısında yaşayacakları etkiler, travmalar derinleşiyor.

Tacizin genellikle “yardım ya da destek” bahanesiyle ve “iyiniyetli” duygularla gerçekleştirilmesi yanında, şiddete uğrayanın yaşadıklarını ifade ederken yaşanan zorluklar, şikâyet süreçlerinde engelli kadın ya da ailenin şikâyet kısmında da “ciddiye” alınmama şeklinde devam edebiliyor. Genelde de olay duyulduğunda, iyiniyetli (!) konu komşu (!) engelli kadın veya çocuk yanlış anlamıştır şeklinde yorumlayabiliyor.

Bir de olayın şu boyutundan bahsetmek istiyorum: Ekonomik şiddet. Bazı engelli bireylerin haklarından bahsetmek istiyorum. Konumuzla alâkalı. Yetkili hastaneden alınmış engelli sağlık kurulu raporuna göre “engelli” (engel oranı yüzde 40-yüzde 69) ve başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek derecede engelli (engel oranı yüzde 70 ve üzeri) olan kişiler engelli emekli maaşı veya engelli aylığı alabilir. Ancak “iyiniyetli” bazı kişiler engelli bireylerin hakkı olan maaşını yine “yardımcı olmak adına” çekiyorlar ancak bu durumu istismar eden çok fazla kişi biliyorum. Bu vicdansızlıkla ne olacak bilmiyorum.

Bunun dışında araba meselesi. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 53. maddesi, 3. fıkrası uyarınca; özel tertibatı olmayıp, engellilik derecesi yüzde 90 ve üzeri olan malûl ve engelliler tarafından ÖTV muaf olarak bizzat ithal edilen araçların; araç sahibi engelli kişinin eşi, kanuni mümessili ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından bir sürücü veya noterce düzenlenmiş iş akdine bağlı olarak istihdam edilen bir sürücü tarafından kullanılması zorunludur. Yani maddede belirtilen yakınlardan birisi, yüzde 90 engelli bireyin adına ÖTV’den muaf araç alabilir. Bu konuda da çok fazla istismar var. Yakınları adına araç alıp engelli bireyleri bir kez olsun o arabayla gezdirmeyenler mi dersin… Dahası engelli bireyi o arabayla hastaneye götürmeyenler mi dersin… Geçim kaynağı değiliz bizler… Bizler de birer bireyiz.

Engelli kadın ve çocukların sokakta, evde, bakımevlerinde ve okulda uğradıkları şiddet, herkes tarafından bilinen ancak, yüksek sesle dillendirilmeyen gerçeklerden. Bu konuda kadın derneklerine, STK’lara çok fazla iş düşüyor. Engelli kadınların yaşadıkları şiddetin görünürlüğü sorunlarını, kadına yönelen şiddetle mücadelenin bir parçası kabul edilmediği sürece biz bunlarla yaşamaya (!) devam edeceğiz. Mücadelenin kapsayıcılığını genişlettiğimizde etkisi de artacaktır. Biz engelli kadınların da SESinin duyulmasını istiyoruz. Bizleri mücadelenin dışına atmadan, SESimizin kısılmasına izin vermeden bizlerle mücadelenin büyümesini istiyoruz. Bizleri de duyun. Çözümü hep beraber hareket etmekle başlatabiliriz.

Ayrıca Kontrol Et

Kadın sorunu: Hem çok eski hem çok yeni hem de çok uzun bir yol -III

Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan bir yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır.