Ankara’da 6 Şubat depreminin yıldönümünde yürüyüş ve anma



Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Yüksel Caddesi’nde toplanan kitle 6 Şubat depremlerinde yitirdiklerimizi anmak, depremi katliama dönüştürenlerden hesap sormak için sloganlarla Kızılay önüne yürüdü.


Bileşeni olduğumuz Ankara Emek Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı’nda bir araya gelen kitle, siyah çelenkle Sakarya Caddesi’nde bulunan Kızılay Müdürlüğü önüne doğru yürüdü, Müdürlük binası yakınında basın açıklaması ve anma gerçekleştirdi. Kurum temsilcileri, Kızılay Müdürlüğü önüne siyah çelenk bıraktı.

Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya gelen yüzlerce insan, yürüyüş boyunca devletin, devlet kurumlarının, Kızılay ve AFAD yetkililerinin depremde yaşanan ölümlerden sorumlu olduğunu belirtti. Asıl failin kapitalist sistemin kendisi olduğunu vurguladı ve insanca yaşamın ancak sosyalizmle mümkün olabileceğini, depremi katliama dönüştüren bu düzenden hesabı emekçilerin soracağını haykırdı.

Alkışlarla sloganlarla gerçekleşen yürüyüş Kızılay Müdürlüğü’nün yakınına gelindiğinde Müdürlüğün yine polis tarafından bariyerlerle çevrildiği görüldü. Kitle burada basın açıklamasına geçmeden önce bir dakikalık saygı duruşunda bulundu, mumlar yakıldı.

Basın açıklamasını Hataylı Eğitim Sen 3 No’lu Şube üyesi Nihat Karyelioğlu okudu. Ardından depremzede bir kadın emekçi kısa bir konuşma yaptı. Kızılay Müdürlüğü’nün önüne siyah çelengi kurum temsilcileri bıraktı. Anma ve basın açıklaması çelenk bırakıldıktan sonra sona erdi.

Okunan basın metninin tamamı ise şu şekilde:

“Unutmuyoruz, Affetmiyoruz, Helalleşmiyoruz”

6 Şubat depremlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. Depremlerde kaybettiğimiz canlarımızı saygıyla, sevgiyle anıyoruz. 6 Şubat depremlerinden sonra yaşama tutunanların acılarını hafifletmenin, yeni katliamlar yaşanmasını engellemenin yolu bu yıkıma neden olanların hesap vermesini sağlamak, kentsel yağmayı, ekolojik yıkımı, sömürü düzenini sürdürerek yeni katliamlara davetiye çıkaran rant ve yağma düzenine son vermektir. Bu nedene bugün burada bir kez daha canlarımızı kaybetmemize, kentlerimizin yok olmasına, bir doğa olayının katliama dönüşmesine neden olanları affetmediğimizi, hesap soracağımızı haykırmak için bir aradayız. Rant ve yağma düzenine son vereceğimiz, yıkıntıların arasından kentlerimizi, ülkeyi ve yeni bir yaşamı inşa edeceğimiz sözünü vermek üzere bir aradayız.

“Deprem değil rant ve yağma düzeni öldürdü”

Acımız da öfkemiz de çok büyük. Canlarımızı aramızdan alanın doğal bir afet olmadığını, sermayenin gözü dönmüş kar hırsıyla kentlerimizin birer mezarlığa dönüştürüldüğünü, kentin yaşam alanı olarak değil bir rant alanı olarak kurgulandığını ve yağmalandığını, doğa yağmasının yıkımın boyutlarını arttırdığını, rant odaklı kentleşmeyle, imar aflarıyla, rant belediyeciliği ile, kamusal denetimin olmamasıyla katliamın hazırlandığını biliyoruz. Göz göre göre yaşadık. Bu nedenle 6 Şubat depremleri asrın felaketi değildir, asrın katliamıdır. Sermayenin kar hırsının, rant düzeninin yarattığı ve yaratabileceği yıkımın boyutları kentlerimizin, ilçelerimizin yok olmasıyla, onbinlerce ölüm, yüzbinlerce yaralı ile göz önüne sermiştir.

“Deprem değil yaşamı yok sayan sermaye düzeni öldürdü”

Acımız, öfkemiz çok büyük çünkü herşeye rağmen pek çok canımızın kurtulabilecekken ölüme terkedildiğini biliyoruz. Deprem kaçınılmazsa alınacak önlemler de kaçınılmaz olmalıydı. Deprem kaçınılmazsa depremin ilk saatlerinde, ilk günlerinde yapılacak ilk müdahaleler planlanmış olmalıydı. Devlet bütün olanaklarıyla yaşam kurtarmak üzere seferber olacak şekilde yapılandırılmalıydı. Ama en yetkili kurumlardan AFAD deprem bölgesine ilk iki gün ulaşmadı bile. Kurtarılabilecek pek çok hayat geç kalınmasından kaynaklı kurtarılamadı. Ailelerinden, evlerinden, kentlerinden olanların acil ihtiyaçları günlerce karşılanmadı. Sermaye düzeninde Kızılay da kar kovalayan bir şirkete dönüşmüş, çadır dağıtması gerekirken çadır satmaktaydı.

“Bir yıldır sorumlular hesap vermedi, halkın yaraları sarılmadı”

Depremin ardından katliamın siyasi sorumluları ve kamu görevlileri hesap vermedi. 1 yıldır ne çürük binaları yapan müteahhitlerden ne de imar affı çıkaranlardan gerçek bir hesap sorulmadı. Geçmiş depremlerden bildiğimiz cezasızlık politikası işlemeye devam ediyor. Hayatta kalanlar  20 milyon tona yakın enkazın sonucu oluşan molozlar ve asbest içerisinde yaşamaya mahkum edildi. Sadece 6 Şubat depremleri için 115 milyar lira toplandı ama nerede ve ne için kullanıldı bilmiyoruz. Kayıp çocuklar tarikat yurtlarında bulundu ama hala kayıp çok fazla yetişkin insan ve çocuğun akıbetini bilmiyoruz. Depremin üzerinden bir yıl geçti ancak deprem bölgelerinde yeni bir yaşam kurulmuş değil. Barınma, beslenme, sağlık, ısınma ve eğitim gibi en temel insanı haklara ulaşım çok sınırlı. Bir yıldır deprem bölgesinin ihtiyaçları karşılanmıyor.

“Felaketi katlayan şey halkı yok sayan imar politikalarındaki ısrardır”

Bugüne kadar yapılan bütün bilimsel uyarılara ve meslek örgütlerinin tüm çağrılarına rağmen hükümet ve devlet yöneticileri deprem tehlikesine karşı gerekli tedbirleri almadılar. Aksine rantı büyüttüler. Göz göre göre halkı bir felakete sürüklediler. Sonuç halk için tam bir yıkım oldu. ”Asrın felaketi” denilerek deprem katliamının üzeri kapatılmaya çalışıldı ancak bizler gerçek sorumluları biliyoruz. Felaketi katlayan şey AKP hükümetlerinin ve tek adam yönetiminin deprem vergileri dahil bütün kaynakları sermayenin çıkarları için harcamasıdır. Halkı yok sayan imar politikalarındaki ısrardır. Yaşadığımız cehennemin nedeni sözü edildiği gibi bir “kader planı” değil doymak bilmeyen kar ve rant hırsıdır. Son yaşadığımız deprem gerçeği de gösterdi ki depremle birlikte halkın üzerine çöken tam olarak kapitalist yağma düzenidir. Bilimi dışlayan bir imar planı yeni felaketler doğuracaktır. Kentlerin yeniden inşasında müteahhitler değil o kentin emek ve meslek örgütleri, halk güçleri, bilim ve kültür insanları söz sahibi olmalıdır.

Kapıdaki İstanbul depremine bilimin yol göstericiliğinde hazırlanmalı rant için değil halkın insanca yaşam hakkı için konutlar inşa edilmelidir. Depremin 1.yılında bir kez daha halkımıza başsağlığı diliyor, işçi ve emekçileri, emek ve meslek örgütlerini, demokrasi ve halk güçlerini mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz. Yaralarımızı birlikte saracağız deprem katliamının hesabını birlikte soracağız ve ülkemizi bu karanlıktan birlikte kurtaracağız.

Ayrıca Kontrol Et

Kadın sorunu: Hem çok eski hem çok yeni hem de çok uzun bir yol -III

Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan bir yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır.