“Seçmeli ders” sahtekârlığı



Okul idarecileri, seçmeli ders olarak din derslerini öğrencilere dayatıyor. Bilim, sanat, felsefe gibi dersler ise çeşitli gerekçelerle açılmıyor.


Toplumsal yaşamı şeriat kurallarına göre inşa etme adımlarının bir ayağı da eğitim üzerinden hayata geçiriliyor. Eğitim politikalarına ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi adı altında bir yenisinin eklenmesi 2023’ün son aylarına denk geldi.

Bu proje kapsamında el kadar çocuklara okullarda imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğretmenleri arasından seçilen “manevi danışman “atanıyor. Yani çocuklar Diyanet’e ve onun bünyesindeki tarikatlara, cemaatlere, dini vakıflara teslim edilmek isteniyor.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş 20 Ocak’ta, ilkokul üç ve dördüncü sınıf öğrencilerine yönelik, “Genç Gönüller, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor Projesi”ni başlattı. Proje kapsamında Diyanet, ilkokul öğrencilerine camilerde manevi danışmanlar ve din görevlileri, eşliğinde değerler eğitimi verecek.

Okullardaki seçmeli ders tercihleri 12 Şubat Pazartesi günü sona eriyor. Okul idarecileri, öğrencileri din derslerine yönlendiriyor, iktidara yakın dernek ve sendikalar din derslerini seçen öğrencilere ödüller vaat ediyor. Bilim, sanat, felsefe gibi dersler ise çeşitli gerekçelerle açılmıyor.

“Seçmeli ders” kandırmacası

Millî Eğitim Bakanlığı, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ait seçmeli ders tercihlerinin ortaokullar ve liseler için e-okul sistemi üzerinden 12 Şubat’a kadar kadar yapılacağını duyurdu. Bakanlık tarafından okul idarecilerine gönderilen yazıda, “Okul yönetimince seçmeli dersler; okulun fiziki imkânları, mevcut öğretmen durumu, derslerin program içerikleri, zorunlu derslerin ve kişisel gelişiminin desteklenmesi, eğitim politikalarımızın gelecek vizyonu ve öğrencilerimizi millî, ahlâkî, insani, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen ve koruyan fertler olarak yetiştirme amaçları da dikkate alınarak öğrencilerin talepleri doğrultusunda belirlenecektir” denildi. Velilere sunulan dilekçelerde öğrencilerin ‘insan, toplum ve bilim’, ‘din, ahlâk ve değerler’ ve ‘kültür, sanat ve spor’ alanlarında en az birer ders seçmeleri istendi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın protokol imzaladığı cemaatlar din derslerinin seçilmesi için kampanya başlattı. Öğrencilere ödüller de vaat edildi. 

Artı Gerçek’ten Mehmet Menekşe’nin Eğitim Sen ve Eğitim İş yöneticileriyle yaptığı röportajlara göre, Eğitim Sen ve Eğitim İş, okul idarecilerinin de öğrenci ve velileri din deslerine yönlendirdiğine, bilim, sanat, uzay, felsefe gibi derslerin öğretmen olmaması, yeterli sayıda öğrencinin dersi tercih etmemesi, okulun fiziki altyapısının uygun olmaması gibi gerekçelerle açılmadığını ve öğrencilerin din derslerini seçmeye mecbur bırakıldığını anlatılıyor.

‘Öğretmen yok, sınıf yok, altyapı yok’

Eğitim Sen Amasya Şube Başkanı Mustafa Ölgün, “Seçilebilecek onlarca ders var ama öğretmeni yok, sınıf yok, altyapısı yok. Bakanlığa sorsanız herkesin özgür iradesi ile  seçim  yaptığını söyler. Ancak yandaş sendika, protokol imzalanan dini dernek ve vakıflar din derslerinin seçilmesi için kampanya yapmakta, insanları yönlendirmekte. Afişlere, ‘seçmesi bir dakika faydası iki dünya’ yazıp bu konuda hediyeler dağıtıyorlar. Seçmeli ders adı altında aslında hiçbir ders seçilmiş olmuyor çünkü siyasi irade nasıl istiyorsa öyle oluyor. Okullar laik bilimsel eğitimden uzaklaşmaya devam ediyor” dedi.

‘İdareciler din derslerine yönlendiriyor’

Eğitim Sen Tokat Şube Başkanı Ercan Özel de seçmeli derslerin öğrencilerin kendi ilgi ve yetenekleri yerine okul idarelerinin dayatması ile belirlendiğine dikkat çekti. Özel, “Okulda idarecilikten çok mevcut iktidarın atadığı ‘siyasal kadro’ olarak görev yapan eğitim yöneticilerinin özellikle dini içerikli derslerin seçilmesi için büyük çaba gösterdiği, öğrenci ve velileri yönlendirmeye çalıştığı biliniyor. Öğretmen yokluğu gerekçe gösterilerek çok sayıda seçmeli dersin açılmaması, onun yerine dini içerikli derslerin seçilmesi için çok sayıda eğitim yöneticisinin seferber olması kabul edilemez. Seçmeli ders tercihlerinde temel ölçüt öğrencinin ilgi ve yetenekleri olması gerekirken, her seferinde öğretmen yokluğu ve fiziki olanakların yetersizliği gerekçe gösterilerek öğrencileri önceden belirlenmiş bazı derslere yönlendirmek doğru değil” diye konuştu.

‘İktidara yakın sendika ve dernekler dini derslerin seçilmesi için kampanya yürütüyor’

Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay ise seçmeli ders adı altında dini derslerin öğrencilere dayatıldığını söyledi. Özbay, “Bu dersler seçmeli değil, zorunlu seçmeli dersler haline gelmiştir. Birçok yerde hem milli eğitim idarecileri hem de yandaş sendika ve protokol imzalanan dini vakıf ve derneklerin duyurularıyla, afişlerleriyle dini derslerin seçilmesi kampanyası yapılıyor. Okullar zaten bir fiili işgal altında. Bu sözde denek ve vakıflar yarışmalarla ‘bu dersi seçerseniz şu ödülü vereceğiz’ diye yaptıkları çalışmalarla yönlendirilmeler yapılıyor” dedi.

‘Bakanlık din derslerinin seçilmesini dayatıyor’

Bilim, sanat, uzay, felsefe ile ilgili derslerin tercih edilmesinin “öğretmen yok”, “onu kimse seçmedi, sınıf açamıyoruz” denilerek engellendiğini dile getiren Özbay, “Okulların fiziki durumu, öğretmen kadrosu dikkate alındığında seçilebilecek birçok dersin göstermelik olduğu da ortada. Milli Eğitim Bakanlığı her yıl din derslerinin seçilmesi konusunda bir dayatma içerisinde” dedi.

‘Eğitim hakkı gasp ediliyor’

Velilerin itiraz etse de sonuç alamadığını belirten Özbay, “Çocuğun eğitim hakkı seçmeli ders adı altında gasp edilmiş oluyor. Bilim, sanat. spor, felsefe, uzay, dil eğitimi gibi dersler bu süreçte okul dışına itilmiş oluyor. Zorunlu din dersi bütün kademelerde veriliyor. Bunun yanında din içerikli zorunlu seçmeli dersleri de ekleyerek, protokollerle tarikat ve cemaatleri de sokarak okullar imam hatipleşti hatta medreseleşti diyebiliriz. Dolaylı olarak burada bir dışlama da yaşanıyor. Dini dersleri seçmeyen öğrenci bir nevi fişlenmiş oluyor. Bunun adı da seçmeli değil; zorunlu seçmeli derstir, dayatmadır” diye konuştu.

Ayrıca Kontrol Et

Kadın sorunu: Hem çok eski hem çok yeni hem de çok uzun bir yol -III

Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan bir yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır.