Strasbourg’da dayanışma gecesi



Strasbourg Dostluk ve Kültürevi, dün (11 Şubat 2024) ilk gecesini gerçekleştirdi


Gece, kavgada yaşamlarını yitirenlerin anısına yapılan saygı duruşuyla başladı.

Ardından, Enternasyonal Kadın Korosu Türkçe, Kürtçe, İtalyanca ve Fransızca kavga türküleriyle devam etti. Dernek adına yapılan konuşmanın hemen ardından Erdal Abacı sahne aldı. Ardından gelen Umuda Haykırış grubu deprem türküsüyle depremzedeleri, kavgada yaşamını yitirenlere yapılan türkülerle direnişi vurguladılar, halay parçalarıyla geceye coşku kattılar.

Gecenin ikinci yarısında önce Yeni Kadın’ın mesajı okundu. Ardından Alınteri, Sarı Yelekliler, CNT Sendikası, La Seksiyon Femmes Libres adına konuşmalar yapıldı.

Grup Agirê Jiyan, Kürt halkının acılarını ve kavgasını anlattığı türküleriyle salona coşku kattı. Ardından, türküler eşliğin çekilen halaylarla etkinlik sona erdi.

Strasbourg Dostluk ve Kültürevi’nin, devrimci, demokrat, feminist kurum ve grupların toplantılarına ev sahipliği yapması gecede yansımasını bularak geceye enternasyonal renklilik damgasını vurdu.

Alınteri’nin gecede okuduğu mesajı yayınlıyoruz:

DAYANIŞMA YAŞATIR

Bizim de bir parçası olduğumuz Strasbourg Kültürevi Dayanışma Derneği’nin düzenlediği dayanışma gecesi vesilesiyle hepinizi selamlıyoruz.

Bilindiği gibi dünya genelinde emperyalist kapitalizm bir kriz yaşıyor. Tekelci Burjuvazi bu durumdan da kârlı çıkmak için yeniden organize oluyor.

Bu, yeryüzünde ne var ne yok, insanı ve doğayı yok etme pahasına azgınca sömürmek, devletler aracılığıyla tekelci kapitalistlerin hizmetine sunmak, karşı çıkışları bastırmak ve nihayetinde kapitalist sistemi yasalarla tekrar tekrar güvence altına alıp korumak anlamına geliyor.

Bizleri çok yakından ilgilendiren göçmenlik de bu reorganizasyonun bir parçası olarak her seferinde öncekinden daha sert bir şekilde düzenleniyor. En son 25 Ocakta Anayasa Konseyi’nin üzerinde yaptığı kimi değişikliklerle “Kontrollü Göçmen Yasası”, diğer adıyla “Darmanin Yasası” 26 Ocak itibariyle yürürlükte.

Önümüzdeki süreçlerde bütün burjuva devletler, sadece ihtiyacı olana kapıları açıp “onu da kontrol altında tutarak” geri kalanları toplu ölümler pahasına sınırları dışında tutmaya çalışıyor. Göçmenleri, kişi başı 20 bin euro karşılığında Akdeniz kıyılarında oluşturulacak kamplara hapsetmek istiyorlar. Göçün geçiş noktalarından kampın oluşturulduğu yerlere kadarki noktalar, insan tacirleri, organ ve fuhuş mafyalarının inisiyatifine bırakılıp insanları   geldiklerine de, yaşadıklarına da bin kez pişman ettiren koşullara mahkum etmek istiyorlar.

Diğer taraftan oturum alma, vatandaşlık hakkı, politik iltica hakkı zorlaştırılıyor.   Burada doğmuş çocuklarımızın vatandaş olma hakkı “uslu çocuk olma”ya koşullanıyor.

Geçici oturum bile zorlu sektörlerde köle koşullarında çalışma karşılığında edinilebilecek.

Aile birleşimi zorlaştırılıp engellenecek!

Kimsenin garantisi yok

Kimse “Ben nasılsa vatandaşım beni ilgilendirmiyor” demesin, çünkü hakikaten kimsenin garantisi yok.

Bu yasa sadece yeni gelenlere ya da bir süredir burda olup oturum bekleyenleri kapsamıyor. Bu yasa oturumu olup vatandaşlık alanlara da dokunuyor. Avrupa’nın “değerlerine” kurallarına, bayrağına, diline-kültürüne itaat etmiyorsan; yani asimile olmadıysan, çalışmıyorsan devlete yüksen, her an gönderilme riski altındasın.

Bizleri, vatandaş ya da değil, oturum almış ya da almamış olalım fark etmez, her an, “bizim hudutlarımızdasınız ayağınızı denk alın yoksa….” tehdidiyle karşı karşıya bırakıyorlar.

Aynı zamanda bizi ırkçılığı körükleyen politikalarına malzeme olarak kullanmak istiyorlar. Bizi Fransız işçi sınıfıyla karşı karşıya getirip işçi ücretlerinin düşürülmesinde kullanmak istiyorlar

Biz ne yapıyoruz

Örgütleniyor muyuz? Hayır! Bazılarımız, hatta birçoğumuz, kendi kendimize karşı olduğumuzdan bihaber, bize karşı oluşturulan politikaların bir parçası oluyoruz.   “Gitsinler ya, çalışmıyorlar, boş boş oturup buradaki sosyal haklardan faydalanıyorlar” ya da “Buradan Erdoğan’a oy veriyorlar madem öyle gitsin orada yaşasınlar” gibi ırkçı söylemlerin etkisinde kendisine de karşı olanın yanında yer alabiliyorlar.

Oysa Avrupa’nın birçok yerinde ilerici devrimci demokrat insanlar ırkçı politika ve yasalara karşı mücadele ediyor.

Olması gereken, bizim tarafımız olanın yanında yer almak ve bizim tarafı güçlendirmektir.

Bu, emperyalist savaşlar için de geçerli, sınıf savaşları için de…

Safımızın farkında olup ona göre davranmalıyız

Filistin, Kürt ve diğer halklara karşı açılmış savaşta yerimizi almazsak saldırganların yanında yer almış, öldürene yedeklenmiş oluruz.

Biz kımıldamazsak, harekete geçmezsek dünya mahvolur. Hep beraber bir şey yapmazsak ya burjuva devletlerin dayattığı barbarlık kuralları içinde yok olacağız ya da sınıf kardeşlerimizle, bu koşulların altında kalacaklarla bir olup, onlara omuz verip birlikte güç olacağız. İnsanca yaşanabilir bir dünya için kavga vereceğiz.

Emperyalist savaşa hayır!

Irkçı politikalara hayır!

Hiç kimse illegal değildir!

Sınırlar kaldırılsın geçişler serbestleşsin!

Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Ayrıca Kontrol Et

Kadın sorunu: Hem çok eski hem çok yeni hem de çok uzun bir yol -III

Kadın sorununda reformizm, feminizm ya da oportünizm bu sorunu üretim ilişkilerinden kopararak ele alan bir yaklaşımla söz konusu olabilir. Bu ilkesel düzlem net olduktan ve faaliyeti yürüten güçlerin kafası açık olduktan sonra bu tür sapma tehlikelerinin de en asgari düzeye ineceği ortadadır.