16 Mart 1978, Beyazıt Katliamı…



Tarihi anlara, toplumsal kalkışma ve idamlara sahne olmuş Beyazıt Meydanı ve kaldırımları, 1978 16 Mart’ının bir öğle sonrasında haince tasarlanmış faşist saldırıya sahne oldu. Yedi devrimci gencin kanı akıtıldı ama gençliğin coşkun seli durdurulamadı!


Fakültenin yanı demirden köprü
Fakültenin önü bir sıra kavaktı
Biz bir garip yiğit kişiydik
Bütün hürriyetler bizden uzaktı

Faşistler camlara yürüdüler
Kürsüleri kırdılar, höykürdüler
Tığ teber şahı merdan
“Tanrı Dağı kadar Türk’tü bunlar
Hıra Dağı kadar Müslüman.”
Ve de kanlı bıçaklı düşman

Gökler ışıyordu yer yer
Ortalık ala şafaktı. [Enver Gökçe]

Bugün saniyede binlerce insanın soluk soluğa geçip gittiği kaldırımlarda yedi genç devrimci soluğunu yitirdi 46 yıl önce. Patrona Halillerin idamını metanetle karşılamış meydan, 1977 1 Mayıs’ına kadar süren grevlere kucak açmış, köpürüp taşmıştır. Aynı meydan aynı kaldırımlar 1978 16 Mart‘ının bir öğle sonrasında eski metanetini sükûnetini ihanetini tekrar hatırlatır. O gün paylaşılan öğle arası simitleri ya da birbirinin kafasını kırarcasına tartışılan fikirler değildir. Düşüp yüzlerce parçaya bölünen şarapnellerdir.

“Geri dön!” Bu komut bombayı atanları ve öğrencilerin üzerine kurşun yağdıranları görüp takip etmeye çalışan polis memurlarına bugünün Ogün Samast’larını yaratan Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay’dan gelen komuttur!

Öğrencilerin okula giriş çıkışlarında onları “korumaktan” sorumlu polis memurlarının oluşturduğu ‘merasim birliği’ o günkü plana göre onları bu ‘merasim’de yalnız bırakacaktır. “Koruma”dan sorumlu polisler Süleymaniye çıkışına yönelen devrimci öğrencileri Meydana açılan kapıya yönelmeye zorlarlar.

“Beyazıt komünistlere mezar olacak!” Bu cümle zihinlerinde, dudaklarında kazılı Milliyetçi Cephe, ‘merasimini’ kusursuz gerçekleştirmiştir. Beyazıt, Mart’ın 16’sı öğle sonrasında bomba sesine, kurşun sesine, insan çığlıklarına boğulur.

Beyazıt o gün bu gencecik bedenlerin incitildiği yerdir. ‘Mezar’ sadece yedi bedenin soluklarını yitirdiği elliye yakın öğrencinin yaralar aldığı yerse, aldıkları yaralarla yere serildikleri yerse; istenilen olmuştur.

Ancak Hukuk ve İktisat Fakültesi’nden bu devrimci yedi insanın yiten yaşamları, aynı akşam okulu işgal eden, sabaha kadar onların resimlerini kâğıtlara nakşeden 2 bin devrimci öğrencinin soluğunu, inancını, öfkesini nasıl tüketebilir?

Ve faili meçhul(?) bir Beyazıt Katliamının o günden bugüne, yargılanan yargılanmayan, aranan aranmayan, konuşacak diye öldürülen, işini iyi yaptı diye terfi ettirilen failleri, komiserleri, emekli yüzbaşıları, milliyetçi partinin üyeleri, ülküdaşlarının dernek üyeliği birlikteliği; diğer yanda aynı ülkede zaman aşımına uğratılmaya çalışılan dava, davayı sonuçlandırmaya çalışan hukukçular, saklanan deliller…

Faşist hareketin kurmayları bu zamanın ve her zamanın katliamlarının doğurucusu oldular. 16 Mart sadece bir gün, Beyazıt sadece bir yerdir.

Bu meydanların soluğu, direniş zamanlarında köpüren coşkusu, hain çetecilerin ellerinden çıkan bombalarla, kurşunlarla, püskürttükleri kinle tükenecek değildir!

Devrimciler Öldü, Yaşasın Devrim!
Bedel Ödedik, Bedel Ödeteceğiz!

Ayrıca Kontrol Et

Küçük: Fiili Meşru Mücadele Yürütecek Odaklar Yaratmalıyız

1 Mayıs'ta işçi ve emekçilerin geleneksel örgütlenmelerinin çoktan dolan miadına karşı gerek sendikal gerekse siyasal alanda güven verecek, dünya gerçekliğine uygun bir militanlık ve fiili meşru mücadele hattında yürüyecek odaklar yaratmak gerektiğine dikkat çeken Alınteri yazarı Mürüvet Küçük, "Bu dönemin mücadele ruhu geri çekilmede değil, saldırıda somutlaşmaktadır. Yıllardır yaşanan geri çekilmenin yarattığı çözülme hali gücümüzü birleştirdiğimiz oranda sınıfa karşı sınıf ruhuyla yanıt verecek bir netliğe ulaşmak zorunda."