Yolun Sonu Görünüyor



31 Mart 2024 seçiminde ortaya çıkan tabloyu, AKP-MHP ortaklığıyla İYİ Parti başta olmak üzere kibir abidelerinin burnunun sürtüldüğü, CHP’nin ise muhtemelen kendisinin dahi beklemediği bir başarı kazandığı seçim olarak tanımlamak yanlış olmaz.


Mart 2024 seçiminde ortaya çıkan tabloyu tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, AKP-MHP ortaklığıyla İYİ Parti başta olmak üzere kibir abidelerinin burnunun sürtüldüğü, CHP’nin ise muhtemelen kendisinin dahi beklemediği bir başarı kazandığı seçim olarak tanımlamak yanlış olmaz. 

Geleceğe dönük yönüyle ise Tayyip Erdoğan ve AKP’nin gerçekte 2015 Haziran seçimlerinde başlamış fakat devlet zoru ve türlü oyunlarla ötelemeyi başardığı gerileme ve tükeniş sürecinin artık fren tutmaz hale gelişi olarak görebiliriz. 

Fakat hepsinden önemlisi, sandıklardan devrim bekleyenlerin ilerici kamuoyunu da gaza getirdikleri 2023 Mayıs seçimlerinde yaşanan hezimetin yarattığı moral çöküntü, karamsarlık ve umutsuzluk havasının dağılmış olması. Bu seçimin en önemli sonucu bu. 

Öte yandan “CHP kazanmadı, AKP kaybetti” türünden sözcük oyunlarına başvurarak gerçeği eğip bükmeye kalkmanın alemi de yok orijinallik taslamaya kalkmanın dışında bir anlamı da yok:  Bu yerel seçim sonuçları en başta CHP için bir zafer!.. 

****

CHP, Türkiye genelinde aldığı toplam oy sonucu 47 yıl sonra sandıklardan ilk defa birinci parti olarak çıktı. 30 büyükşehirden 14’ünü, 51 il belediyesinden 21’ini, 973 ilçeden ise 337’sini kazandı. Başka bir anlatımla, yıllardır yüzde 25 eşiğine takılıp kalmış, Ege ve Akdeniz’in sahil şeridiyle Trakya’ya sıkışmış bir CHP yerine bugün İç Ege ve İç Anadolu’ya yayılmanın yanında Karadeniz’de de şaşırtıcı sonuçlar almış bir CHP gerçeği var artık karşımızda. 

Üstelik bazıları onlarca yıldır AKP’nin ve sağın kaleleri olarak tanınan İstanbul’da Eyüp, Üsküdar ve Beyoğlu (30 yıl sonra), Ankara’da Keçiören (30 yıl sonra) , Etimesgut ve Gölbaşı, İzmir’de Bergama ve Kınık ilçeleri yanında Kırıkkale (ilk kez), Afyon, Balıkesir (79 yıl sonra), Kütahya, Bursa (47 yıl sonra) Menzil tarikatının merkez üssü Adıyaman (20 yıl sonra), Amasya (47 yıl sonra), Rize’de Fındıklı’ya ek olarak Pazar ve Ardeşen gibi moral açıdan da anlamlı kazanımlar var bunlar arasında. 

CHP’nin zaferi elbette sosyal demokrat bir karakter dahi taşımıyor. En yetkin temsilcisi olarak İmamoğlu şahsında cisimleşmiş burjuva liberal popülizmin başarısı bu. Her kalıba girme yeteneğine sahip bu popülizmin yanı sıra Aydın’da Özlem Çerçioğlu, Bolu’da Tanju Özcan gibi Kürt ve göçmen düşmanlığıyla tanınan fanatik ırkçılara şimdi Afyon’da Burcu Köksal, Ankara’da MHP’li kimliğini hâlâ koruduğunu açıkça dile getirmekten çekinmez hale gelen Mansur Yavaş’ın belirlediği ilçe belediye başkanları gibi yeni bir şoven milliyetçi halkanın eklendiği de gözden kaçırılmamalı.

**** 

Bu seçimin yükselen ikinci partisi YRP (Yeniden Refah Partisi) oldu. YRP, AKP tabanındaki hoşnutsuzluk ve çözülme eğilimini doğru okumakla kalmadı; kentli orta sınıf kesimlerinde uyandırdığı ilginin sarhoş ettiği Meral Akşener’in show siyaseti ya da o kitleyi ideolojik tavizler verip bir tür AKP’lileşerek tavlayabileceği hayalini gören Kılıçdaroğlu belkemiksizliğinden farklı bir yol izledi. AKP’nin emeği alabildiğine ucuzlatıp yoksulluk ve işsizliği korkunç boyutlara ulaştıran ekonomi politikaları yanında özellikle Filistin sorunu ve İsrail’le ilişkiler konusunda izlediği ikiyüzlü politikanın teşhirine dayalı ‘gerçek bir muhalefet’ çizgisi izleyerek AKP’nin tabanını adeta oydu (Bu arada, her iki konuda da bıraktığımız boşlukların nasıl vahim sonuçlara yol açtığını adeta yüzümüze çarptı). İstanbul’un emekçi semtleri, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Konya, Kayseri, Çorum, Gaziantep, Urfa, Kahramanmaraş gibi kentlerde işçi ve emekçilerin yanı sıra AKP’nin omurgasını oluşturan KOBİ patronları ve esnaf içinde sıçramalı bir güç topladı. AKP-MHP ikilisinin kaleleri olarak görülen il ve ilçelerin neredeyse hepsinde iki haneli oy oranlarına ulaşarak ya ikinci parti konumuna yükseldi ya da kazananı belirleyecek bir konum sahibi haline geldi. 

****

Bu seçimin bir diğer kazananı DEM Parti’dir. DEM Parti özellikle de Kürt illerinde tartışmasız net bir zafer elde etti. Üstelik bunu yıllardır hedef olduğu sistematik baskı, tutuklama ve engellemeler yetmezmiş gibi Batı’dan 50 bin asker ve polisin “seçmen” kılığında kaydırılmasına rağmen başardı. Şırnak, Bitlis ve Kars inceden inceye planlanarak kaydırılan bu “bindirilmiş kıtalar” yüzünden “kaybedilmiş” görünüyor. Örneğin AKP Bitlis’i sadece 198 oy farkla “aldı”. Keza 6 bin 541 asker ve polisin kaydırıldığı Şırnak’ta ıslak imzaları tutanaklara göre DEM Parti adayları kazandığı halde il seçim kurulundaki katakullilerle bu irade geçersiz hale getirilmek isteniyor. Ne var ki devlet ne yaparsa yapsın Kürt halkının iradesini konuşturmasının önünü alamadı. Öyle ki Amed’te önceki seçimleri de aşan bir oy oranı ile fark atıldı AKP adayına. Van’da büyükşehir dışında 14 ilçenin 14’ünü de DEM adayları kazandı. Hizbullah uzantısı Hüda-Par’a Batman’da yüzde 49 fark atıldı.

DEM Parti’nin Kurdistan’da elde ettiği sonuçlar ne kadar net ve ezici bir başarıysa Batı’da ortaya çıkan tablonun içerdiği uyarıcı mesajlar gözden kaçırılmamalı. Antalya nispeten hariç Batı’da aday çıkarılan hemen her yerde geleneksel oy oranlarının çok altında kalındı. Örneğin İstanbul’da alınan oy yüzde 1.9. Bu yüzden zaten DEM Parti üçüncü büyük parti konumunu bu seçimde YRP’ye kaptırdı. Kimi yerlerde CHP ile adı konulmuş ya da konulmamış ittifakların bu düşüşte payı olmuş olabilir ama Batı kentlerinde Kürt seçmenin Parti’nin iradesi ve politikasına rağmen başka partilere yöneldiği de anlaşılıyor. Batı’da yaşayan Kürtlerin tercihlerine yön veren öncelik ve beklentilerin değiştiği gerçeğini görmek gerekiyor. Geçmiş seçimlerde alınan oy oranlarıyla bu seçimde alınan oyların oranı karşılaştırılacak olursa sadece politik bilinci gelişmemiş gençler değil görüş ve tercih değiştirmesi zor orta yaş ve üstünü de kapsadığı anlaşılan genel/belirgin bir kayma var. 

DEM Parti’nin Kurdistan’da aldığı sonuçlarla Batı’daki performansı yan yana getirilecek olursa Kurdistan’a doğru daralma/ bir büzülme manzarası çıkıyor karşımıza. 2015 Haziran seçimlerinin arkasından izlenen politikaların devamı olarak özellikle 2023 Mayıs seçimlerinin yarattığı hayal kırıklığı ve tepkilerin çekirdek tabanda dahi bir çözülmeye dönüşmesinin önünü almak için bu kesitte bu tercih bir dereceye anlaşılır. Ancak bu eğilim kalıcılaşırsa, Kurdistan’da belirleyici konumda olmanın rahatlığıyla yetinilecek olursa bu tercihin sadece orta ve uzun vadede değil yakın dönemde de hareketin karşısına çıkaracağı bedeller kazandırdıklarından fazla ve ağır olabilir. 

**** 

Bu seçimin bir özelliği de “Kibirdir yorulup yollarda kalan” sözünün bir kez doğrulanması oldu herhalde. Seçim öncesinde yüksekten atıp tutanların istisnasız hepsinin saçı önlerine döküldü. 

Burnu sürtülenlerin başında tereddütsüz Meral Akşener ve İYİ Parti geliyor. O da kendi mahallesinde düne kadar kader ortaklığı yapıp birlikte yürüdüğü yol arkadaşlarına demediğini bırakmayan bir kibir abidesiydi. Şimdi 2019 seçimlerine göre oyları yarıya düşmüş durumda. 2019’da yüzde 7.45 oranına denk gelen 3,5 milyon oyun sahibiyken şimdi elinde yüzde 3.7 ile 1.6 milyon oy var. 

2023 seçimlerinin “parlayan yıldızları” arasında yer alan Zafer Partisi ve TİP de bu seçimde boylarının ölçüsünü alanlar arasında. Zafer Partisi yüzde 1,5’u ancak gördü, TİP’in oy oranı ise binde 15 civarında. 

Hatay Defne, Kadıköy ve Dersim Hozat üzerine de bi durup düşünülür umarız. 

Gerçeği bütün yönleriyle ele alıp gözüne cesaretle bakmak yerine işimize gelen yönleri öne çıkarıp rakamlarla oynamayı tercih etmek de mümkün tabii. Baksanıza, bir süredir artık esamesi dahi okunmaz hale gelen Doğu Perinçek bile, “Vatan Partisi önemli başarılar kazandı, Pazarcık’ta, Sivas Divriği de ve Uşak merkezde muhtarlıklar kazandık, sistem çıkmazda, çözüm gündemde, halk hareketi geliyor” türküleri söylüyor (https://www.gazeteduvar.com.tr/dogu-perincek-muhtarliklar-kazandik-haber-1680809). Bu arada herhalde tabelası dahi kalmamış ANAP bile Adana Saimbeyli’de oyların yüzde 14’ünü almış. Türkiye genelinde aldığı oy ise neredeyse TİP’e yakın: Binde 9…

Seçimden topu topu 4 gün önce (27 Mart’ta) Defne ve Kadıköy’de seçimi almanın eşiğinde olduklarını iddia edip “…Anketlerde TKP’nin Kadıköy’de ikinci parti göründüğünü (ama -nba) sahada gördüklerinin biraz daha farklı olduğunu” belirterek sözlerininin arkasını “Değişim bazen insanları korkutuyor, olumsuz yönde değişim diye bir şey var çünkü. Böyle bir olasılık sıfır. Türkiye’nin neresinde olursa olsun bir komünist belediye her zaman olumlu değişim nedenidir. Kadıköy’de haydi haydi böyledir. Çünkü Kadıköy komünistlerin iyi bildiği ve hakim olduğu ilçelerden bir tanesidir. Bir de bunun üzerinde halkın benimsediği ve onayladığı bir belediye başkan adayı var” (https://www.gazeteduvar.com.tr/kemal-okuyan-kadikoyde-ilginc-bir-sonucla-karsilasilabilir-haber-1679654) diye getiren TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, minareye bu kez bakalım nasıl bir kılıf dikecek? Gerçi malûm koşullarda yapılan 1 Kasım 2015 seçimlerinin gecesi tv’lere çıkıp Türkiye toplamında oylarını 40 binlerden 75 bine çıkarmalarının altını çizerek “Bu seçimde çıkış yapan tek parti TKP’dir. Herkes oy kaybederken bir tek bizim oylarımız arttı” diyebilen biridir kendisi. Ama merak işte, bakalım bu kez nasıl bir ‘yaratıcılık’ sergileyecek?..

**** 

Tayyip Erdoğan ve AKP için 2015 sonrası ertelemeyi başardığı yolun sonunun bu kez görünür hale geldiğini başta da vurguladık. Bu seçimi bu açıdan Özal ve ANAP’ın siyaset sahnesinden silinip gitmeleriyle noktalanan sürecin dönüm noktalarından biri olan (ilki 1988’deki Anayasa referandumudur) 1989 yerel seçimine benzetebiliriz. Gerçi her benzetme, düşünme tembelliğine yol açmanın yanında sapla saman arasındaki farkı gözden kaçırmaya yol açan indirgemeci düz bir mantıkla hareket etme tehlikesini de içinde taşır. 

Sözümüzü bu hatırlatmayı yaparak sürdürecek olursak, bu seçim her şeyden önce Erdoğan ve AKP’nin 10 ay önceki seçimlerde perçinledikleri psikolojik üstünlüğü yerle bir etmekle kalmamış onların “yenilmezlik” efsanesini de tuzla buz etmiştir. İkinci olarak, burjuva düzen muhalefetinde bir sadeleşme yaratmış, İYİ Parti denilen saman alevini söndürmenin yanında DEVA, Gelecek Partisi, Demokrat Parti vs. gibi küsurat partilerinin bir geleceğinin olmadığını gözlere sokmuştur. O cenahta Saadet Partisi bile mirasçısı olduğu Erbakan-MSP geleneğinin temsil yetkisini YRP’ye kaptırmıştır. İYİ Parti ve AKP’den doğan DEVA ve Gelecek Parti gibi nevzuhur çevreciklerden farklı olarak YRP, AKP hatta MHP tabanındaki çözülmeyi hızlandıracak bir çekim merkezi konumuna gelmiştir. Ve en önemlisi Erdoğan bu tokadı sadece ekonomide değil dış politikada da hareket alanının çok daraldığı bir kesitte yemiştir. Yine bir benzetme yapacak olursak 2002’de kendisini iktidara taşıyan koşulların bu kez tam tersiyle karşı karşıyadır. Bugünün Kemal Derviş’i Mehmet Şimşek’te cisimleşen sömürü reçetelerini uygulama mecburiyeti yanında, aile fertlerinden başlayarak parti ve iktidar kadrolarındaki yozlaşma, sefahat ve gösteriş merakı, metal yorgunluğu… 2002’de nasıl DSP, ANAP ve DYP’nin sonunu getirmişse bu kez kendisini vuran silahlara dönüşmüş durumdadır ve zaten YRP de onu bu noktadan vurmuştur.

İlerici kamuoyunda büyük hüsran ve karamsarlık yaratan 10 ay önceki Mayıs seçimlerinin ardından bugün onun tam zıddı bir sonucun ortaya çıkması her şeyden önce bu umutsuzluk havasını dağıtması açısından önemli. Yalnız bu sonucu abartmak kadar “Erdoğan’ın ders alacağı”, “MHP yükünden kurtulmak isteyebileceği”, hatta “parlamenter sisteme geri dönüşü de içeren daha demokratik bir anayasa yapımının gündeme gelebileceği” şeklinde boş hayallere kapılmak felaket olur. 

Özellikle de onun sadece şu ya da bu temsilcisine değil bu çürümüş sistemin kendisine düşman, onunla hesabı olan devrimci bir iddia açısından böyle bir rehavet ve kendiliğindencilik, hele hele liberalleşmiş İmamoğlu-Özel CHP’sinin kuyruğuna takılmak sadece akıl almaz bir dar görüşlülük olmakla kalmaz, tarihsel bir intihar anlamına gelir. Samimi ve tutarlı bir devrimcilik açısından bu sonuç sadece nesnel zeminin daha elverişli’ hale gelmesidir, o kadar! Gerisi bütünüyle bu zemini hangi yönde, hangi araç ve yöntemlerle nasıl değerlendireceğimiz -ya da ıskalayacağımız- tercihi ve yönelimine bağlıdır. Bu noktada hem korkunç bir sömürü ve yoksulluk cenderesine sıkışmış olmakla kalmayıp yarın ne olacağını bilememenin korku ve tedirginliğini yaşayan işçi ve emekçi kitlelerin hayatına değdiği oranda sıçramalı bir gelişme kaydeden YRP pratiği hem de sosyalizm ve devrimcilik adına değişim umudunu seçimlere bağlayıp çözümü sandıkta arayanların yaşadıkları hüsran kulağımıza küpe olmalıdır. 

Yaşanan bu kırılmayı daha güçlü bir devrim ve sosyalizm temelli çalışmayla yönlendirmek için somut bir dönemsel program temelinde işçi ve emekçiler içinde yüzü sokağa dönük militan bir örgütlenme seferberliğine girişmemiz, hem siyasi alanda hem de işçi hareketinde çekim gücü yüksek devrimci odaklar yaratmamız şarttır.

Ayrıca Kontrol Et

Küçük: Fiili Meşru Mücadele Yürütecek Odaklar Yaratmalıyız

1 Mayıs'ta işçi ve emekçilerin geleneksel örgütlenmelerinin çoktan dolan miadına karşı gerek sendikal gerekse siyasal alanda güven verecek, dünya gerçekliğine uygun bir militanlık ve fiili meşru mücadele hattında yürüyecek odaklar yaratmak gerektiğine dikkat çeken Alınteri yazarı Mürüvet Küçük, "Bu dönemin mücadele ruhu geri çekilmede değil, saldırıda somutlaşmaktadır. Yıllardır yaşanan geri çekilmenin yarattığı çözülme hali gücümüzü birleştirdiğimiz oranda sınıfa karşı sınıf ruhuyla yanıt verecek bir netliğe ulaşmak zorunda."