Van ‘düşerse’ tüm Türkiye halkı için hazırlanan cehennemin kapıları sonuna kadar açılacak!



Van bugün ve önümüzdeki dönemin cayır cayır yanan bir fotoğrafıdır, çarpıcı bir prototipidir. Bu gidişatı durduracak esas halkaysa Türkiye metropollerinde yükselecek halk tepkisidir! Bu eşiğe karşı direnişi tek başına Kürt halkının sırtına yüklemeden birleşik bir mücadele hattıyla führerci rejimi en çok korktuğu Türkiye metropollerinden zorlamaktır.


Van’da 31 Mart yerel seçimlerinde yüzde 55 gibi bir oy oranıyla DEM Parti tarafından kayyumdan alınan büyükşehir belediyesine rejimin şimdiye kadarki pervasızlıklarını aşan bir yöntemle el konuldu. Mevcut yasaları dahi çiğneyen bir üçkağıtla Abdullah Zeydan’ın mazbatası AKP’nin adayı satılmış piyona verildi. Çevrilen bu dolap, “başkanlık rejimi” adı konulan führerci rejimin işine gelmeyen her konuda yasa-kural tanımazlığı açısından da yeni bir düzlemi ifade etmektedir.

Irkçı faşist rejimin Kürt halkının iradesine karşı nasıl sinsi saldırı hazırlıkları içinde olduğunun ilk işareti aslında seçim günü görüldü. Muğla, Niğde, Yozgat gibi illerden 50 binin üzerinde asker ve polis “seçmen” kılığında Kürt illerine dağıtıldı. Bazı sandıklara sadece onlar yığılmıştı. Bu sahtekarlığın nasıl inceden inceye plânlandığı sandıklar açılınca görüldü. Bitlis’e 5 bin kadar sahte seçmen gönderilmişti. Bitlis’te DEM Parti 168 oyla seçimi kaybetmiş görünüyor. Kars’ta ve Şırnak’ta da aynı oyun sahnelendi. Kısacası Kürt halkının iradesini zayıflamış göstermeyi amaçlayan kayyum atama plânı seçim gününden başlayarak uygulamaya kondu. 

Böylesine bir pervasızlığın arkasının daha büyüğüyle geleceği belliydi. O da 14 ilçenin tamamının DEM Parti’ye geçtiği Van’da sahneye kondu.

Sözün kısası tanık olduğumuz gelişmeler, bazılarının seçimden sonra esneyeceği hatta Kürt sorununda yeni bir çözüm sürecine yöneleceği hayâlleri kurduğu bazılarının hâlâ “kurumsallaşma aşamasında olduğunu” iddia ettikleri führerci rejimin, varlığını artık rızaya dayalı biçimlerle pekiştirmek gibi bir derdinin kalmadığının, artık hiçbir ölçü-kural tanımayan bir pervasızlık ve gözü dönmüşlükle hareket edeceğinin yeni göstergeleridir.

Şu 3 gün içinde yaşadıklarımız bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğinin de önden ilanıdır. Faşist tahkimatta sıçramalı biçimde yeni bir eşiğin yolunu açma çabasıdır!

Eğer güçlü ve birleşik bir karşı duruşla önü bugün/şimdi alınamazsa arkasının nasıl geleceğini tahmin etmekse güç değildir: İşçiye emekçiye daha büyük bir ekonomik-siyasi terör, Kürt halkına yönelik daha gözü dönmüş bir saldırganlık-savaş-kıyım!

Kısacası Van’da olup bitenlerin sadece Kürt halkının sorunu olmadığı, Van düşerse tüm Türkiye işçi ve emekçileri için hazırlanan cehennemin kapılarının sonuna kadar açılacağı görülmelidir!

Bu tablo, “tek adam rejiminin kurumsallaşma sürecinde” olduğunu söyleyen ya da Erdoğan’ın tehditlerle dolu balkon konuşmasından bile “esneyecekler” hayâlleri yayan çevreler de dahil “solun” tümü açısından uyarıcıdır. Karşımızda kurumsallaşma, rıza üretme, zamana yayarak darbeleme gibi derdi olmayan bir faşist rejim var. Bu rejimin Van’daki hamlesi tüm saldırı dalgasının daha da şiddetlenip akıl almaz boyutlara tırmanması demektir. Artık nerede nasıl bir saldırı biçimiyle hareket edeceğini kestiremeyeceğimiz bir kuralsızlık ve zorbalığı temel yönetme biçimi haline getirmiş bir rejimdir bu. O açıdan da karşısında Kürt halkının kurduğu direniş barikatını tüm Türkiye metropollerine yayabilmek için mevcut güçlerimizi birleştirip topyekûn bir yanıt vermek dışında bir seçenek yoktur.

Van bugün ve önümüzdeki dönemin cayır cayır yanan bir fotoğrafıdır, çarpıcı bir prototipidir. Bu gidişatı durduracak esas halkaysa Türkiye metropollerinde yükselecek halk tepkisidir! Bu eşiğe karşı direnişi tek başına Kürt halkının sırtına yüklemeden birleşik bir mücadele hattıyla führerci rejimi en çok korktuğu Türkiye metropollerinden zorlamaktır.

Van’daki darbeye karşı birleşik-militan ve kararlı bir karşı koyuş dışında seçenek yoktur!  

Ayrıca Kontrol Et

Küçük: Fiili Meşru Mücadele Yürütecek Odaklar Yaratmalıyız

1 Mayıs'ta işçi ve emekçilerin geleneksel örgütlenmelerinin çoktan dolan miadına karşı gerek sendikal gerekse siyasal alanda güven verecek, dünya gerçekliğine uygun bir militanlık ve fiili meşru mücadele hattında yürüyecek odaklar yaratmak gerektiğine dikkat çeken Alınteri yazarı Mürüvet Küçük, "Bu dönemin mücadele ruhu geri çekilmede değil, saldırıda somutlaşmaktadır. Yıllardır yaşanan geri çekilmenin yarattığı çözülme hali gücümüzü birleştirdiğimiz oranda sınıfa karşı sınıf ruhuyla yanıt verecek bir netliğe ulaşmak zorunda."