Filistin Dünyayı Kurtarır mı?



Belki Filistin kendi kurtuluşunu örerken dünyanın kurtuluşuna giden yolları da hatırlatır.


Poyraz Soysal

Gökyüzü ölüm kusuyor Filistin’e. Hayır bu bir mübalağa değil, her dakika ölüm yağıyor Filistin halkının üzerine. Tıpkı o meşhur direniş marşının başında dediği gibi, “Gökten ateş yağıyor”… Tanklara direnecek yaşı bile göremiyor çocuklar artık. Yani Adil Okay’ın ‘Bir gecede büyüyüp mayın tarlalarında intifada biçen’ Filistinli çocukları, Siyonist ölüm makinesi tarafından kundakta yakılıyor artık.

Evet, yakılıyor çocuklar, abartı değil.

Evet, ortada bir abartı var. Dünya halklarının nasırlı yumruğunu şimdilik uzağında hisseden emperyalist kapitalist barbarlık, eşitsiz savaşta ölüme boğuyor dünyayı.

Evet, bu bir abartı. Vicdanı olan bir dünyada, çürümemiş bir dünyada 8 ayda oyun oynar gibi 40 bine yakın insan öldürülemezdi! Öldürülse de o dünyanın altı üstüne gelirdi. Yani bu fosfor ve ölüm kokan suskunluğun kendisi abartının da ötesinde. Oysa katledilen sadece Filistin halkı değil.

“Yumruğunu salla da bu zulme ortak olma”

Bu vahşet makinesi sadece Filistin halkını etkilemiyor. Bir ağ gibi dünyayı saran sermayesiyle, kıtalar aşan suikast makinesiyle, Ortadoğu’da gelişecek emekçi halk direnişlerine karşı karakol görevi görmesiyle dünya halklarının üzerinde bir karabasan gibi… Emperyalist kapitalist barbarlığın dünyayı bir barut fıçısına çevirmesi ve yeni bir paylaşım savaşının eşiğine getirmesinde en büyük rolü olan aktörlerden birisi. Yani, ona karşı direnmek bir onur meselesi olduğu gibi, varoluş-yok oluş meselesi de… Bunların hiçbiri olmasa bile Filistin halkına karşı gerçekleştirdiği soykırımın kendisi ona karşı direnmeyi insani bir görev haline getirirdi.

Hayır, bunca vahşetine rağmen kazanamıyor ve kazanamaması Filistin halkı ve dünya halklarının, dünyanın kurtuluş umudunu arttırıyor. Tüm gelişmiş ölüm teknolojisi ve arkasındaki emperyalist desteğe rağmen gencecik direnişçilerin sınırlı imkânlarıyla kullandığı savunma gücü karşısında çaresiz kalıyor. Yani hâlâ emekçi halkların direnişinden güçlü silah olmadığının muştusu bu.

Direniş sadece Siyonist barbarlığa karşı barikat olmuyor. Kıvılcımları dünya üniversitelerinin kampüslerinde yankılanıyor. O yankı burjuva demokrasilerinin ve İsrail ile ticaret yapıp anti semitizmi yükselten İslamcıların maskesini düşürüyor. “Demokrasi ve özgürlüklerin kalesi” gibi gösterilen ülkelerin sokaklarında estirilen dizginsiz devlet terörü, demokrasinin sadece sermaye ve bağlaşıkları için olduğunu tercüme ediyor.

Yani bu yankı bir umudun yansıması aynı zamanda.

Yani özlenen baharların rüzgârını taşıyor ve Filistin halkı kadar dünyanın da kurtuluşu için bir fırsat.

Bu direniş dünyayı sarmalı. İsrail ile ticari, askeri ilişkisi olan herkesi karşısına almalı. Grev, boykot ve direniş konuşmalı artık. Belki o beklenen kendine güvenin tetikleyicisi olur. Belki Filistin kendi kurtuluşunu örerken dünyanın kurtuluşuna giden yolları da hatırlatır. Öyleyse, her nerede olursa olsun “Yumruğunu salla da bu zulme ortak olma

Ayrıca Kontrol Et

15-16 Haziran Yol Gösteriyor

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi'nin 54. yılında Olgunlar Sokak'taki Madenci Anıtı önünde basın açıklaması yapıldı. Ardından MEB önünde oturma eylemi yapan öğretmenlerin eğitim nöbetiyle dayanışmaya gidildi.