Kadın Mücadelesi ve Gezi İsyanı



2013 Mayısı’nın son günlerinde, kadınlar, dünyadaki tüm halk hareketlerinde olduğu gibi Gezi İsyanı’nda da yine ön saflardaydı ve tabii ki isyanı değiştirip dönüştüreceklerdi. Renklerini, dillerini ama en çok da kararlılık ve öfkelerini kattılar kadınlar Gezi’ye…


Eylül Gökçin

Gülten Akın’ın “Sardunya” şiiri, “Dalından kopan sardunya / Bozulmadı bir kez eğmedi başını / Açmayı sürdürdü diktiğim toprakta” diye biter ve bu son dizeler bana hep kadınları hatırlatır. Arsız derler ya Sardunya’ya oysa arsızlık değildir onun her toprakta açması, dirençtir… Onu boğmaya çalışan koşullara karşı direnir Sardunya, boy verir tıpkı biz kadınlar gibi. Sokakları, meydanları dolduran kadınlar da tıpkı Sardunyalar gibidir. Dallarımızı da budasalar, bizi kendi topraklarına da hapsetmeye çalışsalar kadınlar olarak her daim yaşamın ortasından ses veririz. Çünkü biliriz ki, dünyanın neresinde olursa olsun bir kadın isyan ederse yüzlerce kilometre ötedeki kadınlara ses olur. Kadınların bu direngenliği, gözü karalığıdır her direnişin ruhunu, dokusunu değiştiren…

Tarihin hangi kesitine bakarsak bakalım tüm halk hareketlerinin öncüsü, öznesi, dönüştürücüsüdür kadınlar. Bir bakarız ekmek fiyatlarının artmasına karşı binler olup Versailles sokaklarını doldururlar. Bir bakarız Paris Komünü’nün taş döşeyicisidirler. 8 Mart 1917’de ise Çarlık Rusya’sında işçi ve köylü kadınlar açlık ve yoksulluğa karşı sokağa dökülür. Bu isyan Ekim Devrimi’nin de fitilini ateşleyecektir.

1828’in Osmanlı’sında da durum farklı değildir hakları ve ekmekleri için ellerinde sopalarla sokağa inerler. Nedeni İzmir’de buğdayın karaborsaya düşmesidir. Dönemin valisi karaborsacıların baskılarına dayanamayıp ekmeğe zam yapar. Erkekler durumu protesto ederler yönetim bana mısın demez. Ardından bütün gözü karalıkları ve kararlılıklarıyla kadınlar dökülür sokağa, akın akın şehrin meydanlarına inerler. İnmekle de kalmaz ellerinde sopaları, yanlarında çocuklarıyla karaborsacıların ambarlarını basarlar tam üç gün boyunca İzmir sokaklarını karaborsacılara ve kolluk güçlerine dar ederler. Sonuç? Vali pes eder, ekmek zammı geri çekilir ve kadınlar kazanımla evlerine dönerler. Bu isyan tarihe adını yazdıracak ve Osmanlı’da ilk kadın isyanı olarak tarihin sayfalarında yerini alacaktır.

1908’de bu kez işleri ve ekmekleri için sokağa dökülür kadınlar. Uşak, Gördes ve Demirci gibi geleneksel halıcılık merkezlerine yabancı sermayeli 3 halı fabrikası açılmıştır. Bu durum el tezgahlarında üretim yapan kadınların işsiz kalmalarına neden olacaktır. Uşak, Kula ve köylerinden çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu bin 500 kişi Uşak İplik Pazarı’nda toplanırlar, ellerinde çıkrık ve kirmanlarla bu mekanik ve buharlı fabrikaları protesto etmekle kalmaz, fabrikalara yönelerek makineleri tahrip edip yün ve iplikleri yağmalayarak fabrikaları ateşe verirler. Günlerce süren protestolarda on dört kişi tutuklanır. Kadınlar geri adım atmayacak, tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için kaymakamlığa yürüyeceklerdir. İsyanı bastıramayan Uşak Kaymakamı istifa etmek zorunda kalacak, Kütahya mutasarrıfı ve bölgedeki kolluk güçleri Uşak’a gönderilecektir. Kadınların talebi nettir. Arkadaşlarının serbest bırakılması, fabrikaların kapatılması. Hatta dönemin sermayedarlarının makinalarını kurtarmak için fabrikaların çatılarının dahi onarılmasına izin vermeyecek onarımı durduracaklardır. Vali ve başkomiser issyanın günlerce sürmesi ve giderek büyümesi üzerine merkezi hükümete taleplerin karşılanmasını yoksa isyanın durmayacağını maazallah daha başka sıkıntılara yol açacağını bildirirler. Sonuç? Kadınların talepleri karşılanır, fabrikalar kapanır ve uzun bir süre de açıl(a)maz. Osmanlı’da makine kırıcı kadın işçilerin gerçekleştirdiği bu eylemin adı tarihe “Tarak Yağması” olarak geçecektir. Üstelik bu eylem 1908 yılı boyunca Osmanlı yönetiminin korkularını büyüten grev dalgasının da tetikleyicisi olacaktır.

Kadınlar Cumhuriyet Döneminde de oy hakkı için binler olup meydanları dolduracak, toplantılar yaparak oy hakkı talebini yükseltecek her ne kadar dönemin resmi tarih yazımı ‘oy hakkını kadınlara biz verdik’ dese de kadınların bu haklı talebi karşısında duramayan yönetim gecikmeli de olsa kadınların oy hakkı istemini tanımak zorunda kalacaktır.

Faşist cunta döneminde işkence gören, kaybedilen çocukları için hapishanelerin önünde direnecektir kadınlar. Yine 17 Mayıs 1987’de Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü’nde buluşacaklardır. Yürüyüşün nedeni Çankırı’da görülen bir mahkeme de hakim Mustafa Durmuş’un dayak yüzünden boşanmak isteyen bir kadının davasını “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemeli” diyerek reddetmesidir. Binlerce kadın “Dayağın çıktığı cenneti istemiyoruz” ve “Haklı dayak yoktur!” diyerek yürüyecek ve bu eylem 12 Eylül faşist cunta dönemi sonrası ilk kitlesel kadın eylemi olarak tarihe geçecektir.

2013 Mayısı’nın son günlerine gelecek olursak, kadınlar dünyadaki tüm halk hareketlerinde olduğu gibi Gezi İsyanı’nda da yine ön saflardaydı ve tabii ki isyanı değiştirip dönüştüreceklerdi. Renklerini, dillerini ama en çok da kararlılık ve öfkelerini kattılar kadınlar Gezi’ye.

Beyaz yakalısından ev emekçisine, işçisinden öğrencisine, yaşlısından gencine her kesimden kadın gecekondulardan, yalılardan, atölyelerden, fabrikalardan çıkarak iktidarın yaşamlarımıza karşı gerçekleştirdiği saldırılara, nefret söylemlerine, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini körükleyen politikalarına ve uygulamalarına karşı inatla barikatların, tomaların önlerine dikildiler.

Gezi, erkek egemen faşist düzenin bizleri içine sıkıştırmaya çalıştığı çembere karşı kadınların boyun eğmeyeceklerini korkusuzca bir kafa tutuşla haykırdığı isyan günleriydi. Yine kadınların kazanılmış haklarına yöneltilen tüm saldırılara, kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze, cezasızlık politikalarına, dinci-gerici değer yargılarına karşı dur demek için el ele barikata omuz verdiği günlerdi.

Sadece barikatlara omuz vermekle kalmayıp kollektif yaşamı birlikte örgütlediler, birlikte örgütlendiler. Her türlü ayrımcılığa karşı sel olup sokaklara, meydanlara aktılar. Hatta çok yaşlı olup sokağa çıkma imkanı olmayan direngen kadınlar kendilerine has yöntemler bulup ses verdiler sokağa. Burada bir tanıklığımı da dile getirmek istiyorum. Erdoğan’ın “Yüzde elliyi evde zor tutuyoruz” açıklamasını izleyen günlerdi. Bir kadın olarak ben de sokaklardaydım ve yine azgınca bir polis saldırısı sonucu -o dönem İstanbul’da yeni olduğum ve sokakları da çok bilmediğim için- kalabalık bir grup olarak kendimizi Kartal Heykeli’nin önünde bulduk ve buradaki oldukça kalabalık grupla beraber Taksim’e yürüme kararı alındı. Beşiktaş’ın ara sokaklarından sloganlarla Taksim’e yürümeye başladık, bu sırada bir tencere tava sesi duyduk. Kafamızı kaldırdığımızda oldukça yaşlı bir kadın direnişçinin elindeki tencere ve tavayla bize destek verdiğini gördük. Bu görüntü kalabalığın enerjisini daha da arttırdı ve bir anda kalabalıktan Erdoğan’ın sözlerine karşılık bir slogan yükseldi “Teyzeyi evde zor tutuyoruz.”

Tıpkı hazır cevap muzip bu slogan gibi, Gezi İsyanı’nda AKP iktidarının her gerici söylemine karşı bir direniş biçimi örgütledi kadınlar. “Çocuklarınızı Gezi Parkı’ndan çekin” söylemine karşı kadınlar daha kalabalık bir biçimde sokaklara inerek Gezi Parkı’nda bir zincir oluşturdu. Direnişe ve çocuklarına sahip çıkarak yine iktidarın kadınları yok sayan bu açıklamasına karşı yalnız onlar değil biz de buradayız dediler. Cinsiyetçi küfürlere karşı “Küfürle değil, inatla yürü!” diyerek dilini de değiştirdiler Gezi’nin. Duvarlara “Gözüne rimel süren kadın değil, limon süren kadın güzeldir.” diyerek bir taraftan kapitalizmin zihinlerimize kodladığı tek tipleştirilmiş, metalaştırılmış güzellik algısına diğer taraftan polis şiddetine meydan okudular.

Sokak aralarındaki polis şiddetine karşı balkonlarda nöbet tuttular herhangi bir saldırıda hemen apartman kapılarını direnişçilere açarak, direnişi kaydeden sokak gazetecilerine “hadi gel soluklan” deyip çay ikram ederek dayanışmanın farklı boyutlarını sergilediler.

Yüzyıllar içinde biriktirdikleri mücadele deneyimini bir adım daha öteye taşıyarak mahallelerde direnişler, parklarda forumlar örgütleyerek sokağa ses oldular. Dimdik duruşları, pes etmek bilmeyen iradeleriyle; soluklarını, dillerini, taleplerini, renklerini kattılar Gezi’ye. Bütün gerici değerlere karşı çıkarak başka bir dünyanın mümkün olduğunu kollektif bir yaşamı örgütleyerek gösterdiler.

O zaman yine bir Gülten Akın şiiriyle bitireyim yazımı

“Selam olsun bizden önce geçene

Selam olsun dosta, hasa, çile çekene

Selam olsun dayanana, düşene

Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına”

Ayrıca Kontrol Et

15-16 Haziran Yol Gösteriyor

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi'nin 54. yılında Olgunlar Sokak'taki Madenci Anıtı önünde basın açıklaması yapıldı. Ardından MEB önünde oturma eylemi yapan öğretmenlerin eğitim nöbetiyle dayanışmaya gidildi.